Bir hisse satın almak zarar değildir. Ancak yanlış fiyatla yapılan bir yatırımın faturası, sonunda kamuya çıkabilir.

Giriş

Son günlerde finans piyasalarında tartışılan fon işlemlerini anlamak için karmaşık ekonomi terimlerine ihtiyacımız yok. Birkaç basit soruyu cevaplamak yeterli. Bir kamu kuruluşu bir şirketin hisselerini neden satın alır? Bu satın alma karşılığında ne alır? Ödediği para kadar değerli bir varlık elde edemezse aradaki farkın hesabını kim verir?

Tartışmanın merkezinde Katılımevim'in ortaklık yapısındaki değişim ve Emlak Katılım'ın satın alma girişimi bulunuyor. Emlak Katılım Bankası, 17 Eylül 2026 tarihinde Katılımevim ve Birevim'in satın alınmasına yönelik görüşmelerin başladığını, 25 Eylül'de ise ilgili pay devirleri için gerekli izin ve onay başvurularının yapıldığını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) duyurdu.[1][2]

Bu gelişmelerin ardından kamu kaynaklarının kullanılıp kullanılmadığı tartışılmaya başlandı. Ancak burada önemli bir ayrım var. Bir satın alma girişiminin bulunması, kamu zararının kesinleştiğini göstermez. Zararın ortaya çıkıp çıkmadığını anlayabilmek için işlemin bedelini, satın alınan hisselerin gerçek ekonomik değerini ve bu yatırımın hangi kaynakla finanse edildiğini birlikte incelemek gerekir.

Bir evin tapusunu almakla kasasındaki parayı almak aynı şey değildir

Bir şirketi, içinde para bulunan bir kasa gibi düşünelim. Şirketin 100 milyon liralık bir sermayesi olsun. Bu sermayenin yüzde 50'sine sahip kişi, hisselerini başka birine 80 milyon liraya satabilir.

Bu durumda şirketin kasasına 80 milyon lira girmez. Para, hisseleri satan kişiye gider. Şirketin sermayesi de sırf hisseler el değiştirdi diye artmaz veya azalmaz. Değişen, şirketin ortaklarının kim olduğudur.

Katılımevim'deki pay devirleri tartışmasını anlamak için de önce bu ayrımı yapmak gerekir. Mevcut hisselerin bir kamu sermayeli kuruluş tarafından satın alınması, kendiliğinden Katılımevim'e yeni para aktarıldığı veya şirketin zararının karşılandığı anlamına gelmez.

Asıl soru şudur: Hisseleri satan taraf kimdir, alıcı ne kadar ödeme yapmıştır ve satın alınan hisseler bu bedeli haklı çıkaracak bir ekonomik değere sahip midir?

Asıl mesele: Kamu kuruluşu ne aldı, karşılığında ne ödedi?

Bir kamu kuruluşunun 12 milyar lira ödediğini varsayalım. Karşılığında da satın aldığı hisselerin gerçek ekonomik değeri 12 milyar lira olsun.

Bu durumda kamu kuruluşunun kasasından 12 milyar lira çıkmış olsa da aynı değerde bir varlık edinmiştir. Dolayısıyla yalnızca nakit çıkışına bakarak 12 milyar lira zarar oluştuğu söylenemez.

Şimdi ikinci ihtimali düşünelim. Kamu kuruluşu aynı hisselere 12 milyar lira ödesin; ancak bağımsız ve güvenilir bir değerleme sonucunda hisselerin ekonomik değerinin yalnızca 8 milyar lira olduğu anlaşılsın.

Bu durumda 4 milyar liralık bir değer farkı ortaya çıkar. Bu fark, işlemin koşullarına ve uygulanacak muhasebe standartlarına göre başlangıçta veya sonraki ölçümlerde finansal tablolara yansıyabilir.

İşte kamu zararına ilişkin tartışmanın muhasebe bakımından özü budur.

Kasadan çıkan para tek başına zarar değildir. Ödenen paranın karşılığında alınan varlığın ne kadar değer taşıdığı belirleyicidir.

Borsa fiyatı, gerçek değer demek değildir

Kamuoyundaki tartışmalarda, Katılımevim hisselerinin borsa fiyatı üzerinden yapılan hesaplamalar öne çıkıyor. Örneğin bir hisse için 8 liralık fiyat esas alınarak 1,5 milyar adet hissenin yaklaşık 12 milyar lira ettiği hesaplanabilir.

Matematik doğrudur, 1,5 milyar adet hisse ile 8 liranın çarpımı 12 milyar liradır. Ancak bu hesap, hisselerin gerçekten 12 milyar liraya satıldığını veya kamu kuruluşunun bu tutarı ödediğini tek başına kanıtlamaz.

Borsa fiyatı, belirli bir anda gerçekleşen işlemlerin ve piyasa beklentilerinin sonucudur. Büyük miktarda hisse alımında fiyat, işlem koşulları, likidite, şirketin gelecekteki kazançları, borçları ve riskleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle üç ayrı tutarı birbirine karıştırmamak gerekir. Hisselerin nominal değeri, borsadaki fiyat üzerinden hesaplanan piyasa değeri ve tarafların gerçekten kararlaştırdığı satış bedeli.

Bunlar aynı şey değildir. Kamu zararını hesaplamak için de yalnızca nominal tutara veya borsa fiyatına bakmak yeterli olmaz.

Zarar ne zaman kamuya yüklenmiş olur?

Bir kamu kuruluşu yatırım yaptığında, başlangıçta bilançosunda bir varlık edinir. Bu varlığın değeri daha sonra düşebilir. Şirket beklenen kazancı sağlayamayabilir, finansal sorunlar yaşayabilir veya satın alma bedelinin yüksek olduğu ortaya çıkabilir.

Böyle bir durumda yatırımın değer düşüklüğü, ilgili muhasebe çerçevesinin hükümlerine göre değerlendirilir. Her değer düşüşü aynı anda ve aynı tutarda gider yazılmaz; uygulanacak muhasebe standardı, yatırımın sınıflandırılması ve değerleme esasları önemlidir.

Örneğin kamu kuruluşu 12 milyar liralık bir yatırım yapmış, daha sonraki değerlendirmede bu yatırımın geri kazanılabilir değerinin 8 milyar liraya düştüğü sonucuna ulaşılmış olsun. Uygulanabilir muhasebe hükümleri bu tutarın tamamının değer düşüklüğü olarak muhasebeleştirilmesini gerektiriyorsa, 4 milyar liralık gider oluşabilir.

Bu zarar doğrudan şirketin eski ortaklarına veya fon mağdurlarına ait bir zarar olmak zorunda değildir. Kamu kuruluşunun yaptığı yatırımın başarısız olmasından kaynaklanan ayrı bir zarardır.

Öte yandan hisselerin satın alınması, başka kişilerin zararlarının otomatik olarak karşılandığı anlamına da gelmez. Böyle bir sonuçtan söz edebilmek için satın alma işlemiyle zararların karşılanması arasında hukuki ve mali bir bağlantının ortaya konulması gerekir.

Dolayısıyla kamuoyunun cevap beklediği soru yalnızca “Ne kadar para çıktı?” değildir. “Bu paranın karşılığında ne alındı, alınan varlığın değeri nasıl belirlendi ve yatırımın riski kimin üzerinde kaldı?” soruları da aynı derecede önemlidir.

Muhasebe kayıtları bize ne söyler?

Bir kamu kuruluşunun 12 milyar lira karşılığında hisse satın aldığını ve ödemenin banka hesabından yapıldığını varsayalım. Basitleştirilmiş muhasebe kaydı şöyledir:

 

Borç

Alacak

Finansal yatırımlar

12 milyar TL

 

 

Bankalar

12 milyar TL

Bu kayıt, kamu kuruluşunun 12 milyar lira nakit kullanarak bir finansal varlık edindiğini gösterir. Tek başına kâr veya zarar kaydı değildir.

Ancak yatırımın değeri daha sonra 8 milyar liraya düşerse ve ilgili muhasebe hükümleri 4 milyar liralık değer düşüklüğünün giderleştirilmesini gerektirirse, basitleştirilmiş olarak şu kayıt gündeme gelir:

 

Borç

Alacak

Finansal yatırımlarda değer düşüklüğü

4 milyar TL

 

 

Finansal Yatırımın Değer Düşüklüğü Karşılığı Veya İlgili Yatırım Hesabı Bankalar

4 milyar TL

 

Böylece yatırımın finansal tablolardaki değeri düşer ve dönem sonucunu olumsuz etkileyen bir gider doğar. Kullanılacak hesaplar ve kaydın tam biçimi, kuruluşun tabi olduğu muhasebe düzenine ve yatırımın sınıflandırılmasına göre belirlenir.

Bu örnek, gerçek işlemde 4 milyar lira zarar oluştuğu iddiası değildir. Zararın hangi koşullarda ortaya çıkabileceğini anlatan varsayımsal bir hesaplamadır.

Milletin sorması gereken sorular

Kamu sermayeli kuruluşların yaptığı işlemlerde şeffaflık, yalnızca mevzuat gereği yapılan açıklamalardan ibaret olmamalıdır. Kamuoyu, işlemin ekonomik gerekçesini ve mali sonuçlarını anlayabilmelidir.

Bu nedenle şu soruların açıkça cevaplanması gerekir:

  1. Hisseler hangi şirket veya ortaklardan, hangi tarihte ve hangi bedelle satın alınmıştır?
  2. Satın alma bedeli nasıl belirlenmiş, bağımsız değerleme yapılmış mıdır?
  3. İşlem için hangi finansman kaynağı kullanılmıştır?
  4. Satın alınan şirketlerin mali durumu, borçları, nakit akışları ve gelecekteki kazanç beklentileri değerlendirilmiş midir?
  5. Yatırımın değer kaybetmesi hâlinde ortaya çıkacak zararı hangi kuruluş üstlenecektir?
  6. İşlemin fon tasfiyesi veya yatırımcıların zararlarının karşılanmasıyla doğrudan bir bağlantısı var mıdır?

Bu sorular cevaplanmadan, yalnızca borsa fiyatları üzerinden kesin bir kamu zararı tutarı ilan etmek doğru değildir. Ancak aynı şekilde, kamu kuruluşunun yatırım yapmış olması da işlemin mutlaka ekonomik açıdan doğru olduğunu kanıtlamaz.

Sonuç: Paranın çıkışı kadar karşılığının hesabı da sorulmalı

Muhasebe, bir işlemin yalnızca nasıl kaydedildiğini gösteren teknik bir uğraş değildir. Doğru uygulandığında, kamu kaynaklarının hangi varlıklara dönüştüğünü, bu varlıkların ne kadar değer taşıdığını ve ortaya çıkan risklerin kim tarafından üstlenildiğini anlamamızı sağlar.

Katılımevim ve ilgili pay devirleri hakkındaki tartışmada kesin bir zarar sonucuna ulaşmak için işlem bedelleri, değerleme raporları, finansman kaynakları ve ilgili finansal kayıtlar birlikte incelenmelidir. Kamuya açıklanan bilgilerden hareketle, tek başına hisse devrinin 24 milyar liralık kamu zararına yol açtığı sonucuna varılamaz.

Ancak kamu kaynakları söz konusu olduğunda hesap verme yükümlülüğü daha da önem kazanır. Bir kamu kuruluşu ticari yatırım yapabilir; fakat bu yatırımın gerekçesi, fiyatı, riski ve sonucu denetlenebilir olmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca kasadan para çıkması değildir. Mesele, çıkan paranın karşılığında ne alındığıdır ve hangi amaç için kullanıldığıdır.

Milletin parasını korumak, yalnızca para harcanmasını önlemek değil; harcanan her liranın karşılığını, riskini ve hesabını açıkça ortaya koymaktır. Vergiyi ödeyen vatandaş için bunun ne fayda sağlayacağı yönetenler açısından açık, anlaşılır ve tam olarak açıklanması bir zorunluluktur. Bütçe hakkının kullanımı da tam bu noktada önem kazanmaktadır.

Kaynaklar

[1] Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş., “Katılımevim Tasarruf Finansman A.Ş. ve Birevim Tasarruf Finansman A.Ş.'nin satın alınmasına yönelik görüşmeler”, KAP, 17.09.2026.

[2] Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş., “Katılımevim Tasarruf Finansman A.Ş., Birevim Tasarruf Finansman A.Ş. ve İktisat Katılım Bankası A.Ş.'nin pay devir işlemleri”, KAP, 25.09.2026.