Bütçe, devletin bir yıl boyunca ne kadar para toplayacağını ve bu parayı nereye harcayacağını gösterir. Ama bundan daha fazlasını anlatır. Kimin yükünü hafifleteceğini, kimin sorunlarını erteleyeceğini, hangi geleceğe yatırım yapacağını…

Her yıl yapılan bütçe, iktidarın kime umut verdiğini, kimden fedakârlık beklediğini gösterir. 2027 bütçesi de yalnızca trilyonların hesabı değil, vergi adaletinin, sosyal devlet anlayışının ve ekonomik tercihlerin sınavıdır.

16 Ekim’de TBMM’ye sunulan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, yaklaşık 27,28 trilyon liralık gider, 23,408 trilyon TL bütçe geliri ve 3,868 trilyon TL açık öngörüyor. Ancak asıl soru, bu paranın büyüklüğünden çok, kimden toplandığı ve kimin için harcandığıdır.

Devletin gelirinin büyük bölümü halkın ödediği vergilerden geliyor. KDV, ÖTV ve diğer tüketim vergileri alışverişte, faturada, akaryakıtta karşımıza çıkıyor. Dar gelirli de yüksek gelirli de aynı ürünü alırken aynı vergi oranıyla karşılaşıyor. Fakat aynı vergi, herkes için aynı yük değil. Gelirinin büyük bölümünü zorunlu ihtiyaçlarına harcayan yurttaş, tüketim vergisini çok daha ağır hissediyor.

Üstelik ücretli, vergisini çoğu zaman maaşını almadan ödüyor. Buna karşılık servet ve mülkiyet üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki sınırlı payı, vergi adaletini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Vergi toplamak elbette devletin görevidir; ancak adil devlet, yükü ödeme gücüne göre dağıtır. Yoksulun sofrasından alınanla büyük servetlerden alınan arasında denge kuramayan sistem, eşitsizliği azaltamaz.

Bütçenin asıl hikâyesi; Faiz ve halkın ihtiyaçları

Bütçenin gider tablosu, iktidarın tercihlerini daha açık gösteriyor. Teklifte faiz giderleri yaklaşık 3,98 trilyon lira. Sosyal yardım ve destekler için öngörülen 1,34 trilyon liranın yaklaşık üç katı!

Bu karşılaştırma, borçlanma politikalarının toplumsal maliyetini sorgulamayı gerektiriyor. Faiz ödemeleri bütçenin gerçek bir yüküdür; fakat bu yükün büyüklüğü de ekonomik tercihlerin sonucudur. Faize ayrılan kaynak büyürken üretime, istihdama ve sosyal ihtiyaçlara ayrılabilecek alan daralabilir.

Eğitim için yükseköğretim dâhil 3,75 trilyon lira, sağlık alanına geniş kapsamlı hesaplamayla 4,53 trilyon lira kaynak öngörülüyor. Bu tutarların anlamı, yalnızca bütçe cetvelindeki büyüklükleriyle ölçülemez. Çocuklar eşit eğitim imkânına kavuşuyor mu?. Okulda bir öğün yemek yiyebiliyorlar mı? Yurttaş sağlık hizmetine erişirken daha az cepten ödeme yapıyor mu? Sağlıga ihtiyaç duyulduğunda ulaşılabilir mi? Randevu alınabiliyor mu? Kamu kaynakları yaşam kalitesini gerçekten yükseltiyor mu? Asıl ölçü budur.

Deprem ve afetlerle mücadele için öngörülen 769 milyar lira da ülkenin deprem gerçeği karşısında değerlendirilmelidir. Kaynaklar, yalnızca felaket sonrasındaki zararı karşılamak için değil, afet olmadan önce can kaybını önlemek, güvenli konutlar üretmek ve kentleri dirençli hâle getirmek için kullanılmalıdır.

Sosyal yardım ve desteklere ayrılan 1,34 trilyon lira ise yoksulluğun boyutlarıyla birlikte ele alınmalı. Yardımlar ihtiyaç sahipleri için hayati önemdedir. Ancak sosyal devletin başarısı, kaç kişiye yardım dağıttığı kadar, kaç insanı yoksulluktan kurtarabildiğiyle de ölçülür. İnsanca ücret, güvenceli iş, erişilebilir konut ve nitelikli kamu hizmetleri olmadan yoksulluk kalıcı biçimde azaltılamaz.

Burada mesele, emeklinin aylığıyla sosyal yardımı ya da kamu çalışanının ücretiyle yatırımı karşı karşıya getirmek değildir. Bunların hepsi toplumun ortak ihtiyaçlarıdır. Mesele, kamu kaynaklarının faiz yükünü yönetirken emeği koruyan, üretimi güçlendiren ve toplumsal refahı artıran bir denge kurup kuramadığıdır.

2027 bütçesi henüz Meclis sürecindedir. Bu nedenle iktidarın önünde açık bir sorumluluk bulunuyor. Halktan toplanan vergiler, halkın hayatında neyi değiştirecek? Borçlanma yükü nasıl azaltılacak? Üretim ve istihdam nasıl güçlendirilecek? Gelir dağılımındaki adaletsizlik nasıl giderilecek? İşsizlik ve konut sorunu nasıl çözülecek?

Sosyal devlet, yalnızca vergi toplayan, özelleştirme yapıp kamu kaynaklarını satan ve  borçlanan  değil, topladığı kaynağı adil dağıtan devlettir. Bütçe de yalnızca gelir ve gider cetveli değil, bir ülkenin vicdanını ve önceliklerini gösteren belgedir.

Bütçenin hikâyesi, paranın nereden geldiği kadar nereye gittiğinin hikâyesidir. Halktan fedakârlık isteyen bir iktidar(ülkeyi yönetenler), önce bütçenin nasıl kullanıldığı ve  ortaya çıkan sonuçlarının  ya da tercihlerinin  hesabını vermelidir.

Vergiyi halk ödüyorsa bütçenin hesabı da halka verilmelidir. Çünkü bütçenin gerçek başarısı, kaç trilyon lira toplandığıyla değil, halkın hayatında neyin değiştiğiyle ölçülür.