Vergiye esas karın tespit edilmesi durumunda kanunlarımızda belirtilen giderler ve değerleme hükümlerinden kaynaklanan farklılıklarda dikkate alınarak, giderler indirilir. Gelirin ve giderlerin tespiti vergi kanunlarımızda ayrı ayrı düzenlenmiştir. Ancak giderlerin indirilmesi vergi kanunlarımızda bazı kısıtları da beraberinde taşımaktadır. Bu makalede genel olarak gelir unsurlarını kanun metinlerinde tanımlanmasını ve başlıkta da belirtildiği gibi sadece gider unsurlarından bir tanesinin genel özelliklerini ifade edeceğim.

Ticari kazancın elde edilmesinde, Gelirin unsurları, GVK ‘un 2. maddesinde sayılmıştır. GVK’n un(1) ilgili maddesine göre gelirin unsularını oluşturan ve “Gelirin konusuna giren kazanç ve iratlar şunlardır:

1- Ticarî kazançlar,

2- Ziraî kazançlar,

3- Ücretler,

4- Serbest meslek kazançları,

5- Gayrimenkul sermaye iratları,

6- Menkul sermaye iratları,

7- Diğer kazanç ve iratlar.

Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, yukarıda yazılı kazanç ve iratlar gelirin tespitinde gerçek ve safi miktarları ile nazara alınır. “ şeklinde ifade edilmektedir.

Yine aynı şekilde Kurumlar Vergisi(2) Kanunun 1. maddesinde “Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir:

a) Sermaye şirketleri.

b) Kooperatifler.

c) İktisadî kamu kuruluşları.

ç) Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler.

d) İş ortaklıkları.

(2) Kurum kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşur. “şeklinde ifade edilerek kurum kazançlarına tabi gelir unsurları ifade edilmiştir.

Hem kurumlar vergisinde hem de Gelir vergisinde vergiyi doğuran olay “Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder. “denilerek vergi idaresi, vergi alacağının oluşmasını sağlayacak vergiyi doğuran olayı ve hukuki durumu belirlemiştir. Vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi durumunda, verginin vergi idaresi açısından bir alacak doğurması için vergi matrahının doğru tespit edilmesi gereklidir. Ticari kazancın tespiti GVK 38. maddesinde “Bilânço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

 Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41. Maddeleri hükümlerine uyulur. “şeklinde düzenlenmiştir. Yine VUK 192 maddesinin 4 fıkrasında öz sermaye işletmenin “Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin işletmeye mevzu varlığını (Öz sermayeyi) teşkil eder. “denilerek öz sermayenin tanımı yapılmıştır.

Kurumlar vergisi, KVK 6/1 maddesinde Kurumların bir dönem içerisinde elde ettiği safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. KVK 6/2 maddesinde ise” Safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Ziraî faaliyetle uğraşan kurumların bu faaliyetinden doğan kazançlarının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun    59 uncu maddesinin son fıkra hükmü de dikkate alınır.”denilerek kazancın Gelir Vergisi Kanununda belirtilen ticari kazancın tespiti hükümlerinin uygulanacağını ifade etmiştir.

Safi Vergi matrahının tespit edilmesi sırasında değerleme hükümlerinden kaynaklanan farklar dikkate alınarak ve indirilecek giderler düşüldükten sonra mali kara ulaşmak için kanunen kabul edilmeyen giderler ilave edilir ve vergi matrahının tespiti yapılır. Gelir Vergisi Kanunun 40. maddesinin 3’cü bendinde “işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hüküm altına alınmıştır.”

Öte yandan GVK 41 ‘ci maddesinin 5 numaralı bendinde teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatların safi kazancın tespitinde gider olarak indirilemeyeceği hükme bağlanmış, aynı bendin parantez içi düzenlemesinde ise akitlerde ceza şartı olarak derpiş edilen tazminatların cezai mahiyette tazminat sayılamayacağı belirtilmiştir. Zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak indirilmesi GVK 40’cı maddesindeki unsurların gerçekleşmesine bağlıdır.

İndirilecek giderler yan başlıklı GVK’n un 40/3’cü bendindeki Zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak indirilebilmesi belirli şartlar altında mümkündür. Bu şartları, kanun metnindeki amacı dikkate alarak özetlersek;

-       Zarar, ziyan ve tazminatların, Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmalı,

-       Ödenen tazminatların mukavelenameye ilama veya kanun emrine istinaden ödenmeli,

-       Zarar, ziyan ve tazminatların işletme sahibinin kusurundan kaynaklanmış olmaması gerekir, 

Kanun koyucu, muvazaalı olarak ödenecek zarar ve ziyanların indirim konusu yapılmasını önlemeyi ve ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile gelir/gider illiyet bağının sabit olması amacına yönelik olarak düzenlenmiştir.

Ödenen tazminatların mukavelenameye ilama veya kanun emrine istinaden olması, Danıştay dördüncü dairesinin (3) vermiş olduğu bir kararında “ödemelerin dayanağının mukavelename olması halinde yazılı olmasının zorunlu olduğu” belirttiği gibi yazılı olması zorunludur.

Sözleşmeye göre ödenen tazminatlar “işletme bünyesinde ödenen zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak kaydedilmesi için ödemenin ticari faaliyetin normal icapları ile ilgili olması ve işletme sahibinin kusuruna bağlı bulunmaması gerekmektedir.”

 Taraflar arasında yapılmış bir sözleşme bulunması ve nefaset farkının da bu sözleşmeye dayanılarak talep edilmesi halinde, bunun ticari faaliyetin normal icaplarından olduğunun kabulü ve fatura tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi gerekir(4)

İşletme sahiplerinin kişisel kusurlarından kaynaklanan zarar ziyan ve tazminatları gider olarak kayıt edemezler. Bilimsel temelli bazı yorumlamalarda işletme sahibinin “kusur” ile “suçluluk” ilişkisinin ayrılması gerektiği, işletme sahibinin kusurundan kaynaklanan zarar ziyan ve tazminatların gider olarak yazılmasının işlerin doğasında olduğu, suçundan kaynaklanan zarar ziyan ve tazminatların ise gider olarak yazılmaması gerektiğini ifade eden görüşlerde beyan edilmektedir.

Cezai nitelikteki ödemelerin gider kaydı mümkün olmamakla birlikte, Gelir Ver­gisi Kanunu'nun 41. maddesinin 5 nu­maralı bendinde, yapılan istisnai düzenleme ile akitlerde ceza şartı olarak der­piş edilen tazminatlar, cezai mahiyette tazminat sayılmamıştır. Dolayısıyla bu mahiyetteki iş ile ilgili ödemelerin gider kaydı mümkündür

İş sözleşmesi hükümlerine uymama nedeniyle ödenen tazminat cezai şart niteliğinde bulunduğundan gider yazılabilir.(5)

 

Zarar, ziyan veya tazminatın mukavele­ye dayanmakla birlikte ödemenin iş ile ilgili olarak başlangıçta yapılan muka­velede öngörülmüş olması gerekmekte­dir. Zararın veya fiilin gerçekleşmesin­den sonra yapılan bir sözleşmeye daya­nılarak gider yazılması mümkün değil­dir.

Ayrıca sulh yoluyla yapılan zarar, ziyan ve tazminat ödemelerinin de gider kaydı mümkün değildir.

 

SONUÇ

Gelir Vergisinde ve Kurumlar Vergisinde, gelirin elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili yapılan giderler indirim konusu yapılmaktadır. Ancak işletmelerin ayrı bir kişiliğe sahip olması varlıklarının ve kaynaklarının verginin matrahına ulaşma sürecinde kanun düzenleyici bazı giderlere sınırlandırma getirilmiştir. İşin icaplarından kaynaklanmayan bir giderin indirim konusu yapılması mümkün değildir. Sözleşmeye bağlı bir cezai müeyyide işin icaplarından kaynaklanmakta ise gider olarak indirim konusu yapılır. Zarar, ziyan ve tazminatın muhatabı olanların aralarında kazai bir hükme esas olmadan, taraflarca Sulh yoluyla yapılan zarar, ziyan ve tazminat ödemelerinin de gider kaydı mümkün değildir.

 

Dipnotlar

1) Kanun No: 193 Kabul Tarihi: 31.12.1960(6.1.1961 Tarih ve 10700 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır)

2) Kanun No. 5520 Kabul Tarihi: 13.6.2006(21 Haziran 2006 Çarşamba - Sayı: 26205)

3)Danıştay 4. Dairesi 11.12.1985 tarih ve Esas No 1984/4535 Karar no 1985/1601 vermiş olduğu karar(Hasan Yalçın Giderler 2010 Ocak baskısı syf 554)

4)(Maliye Bakanlığı 16.02.1995 tarih 13014–55/2093 sayılı Özelgesi)

5)(Danıştay 4 Daire 26.04.1973 tarih, Esas No 1972/1958, Karar No. 1973/2318