Bölüm
III
Üç bölüm olarak yazmaya
çalıştığım bu makalede birinci
bölümde iş kanunları ve bu kanunlarda yapılan değişiklikler ile
kıdem tazminatında yapılan değişikliklerin günümüze kadar kısa bir tarihsel
hatırlatılması yapılmıştır. İkinci bölümde ise çalışanların Kıdem tazminatını hak
etme koşulları anlatılmıştır. Bölüm III ‘de ise son olarak da gündeme getirilen
kıdem tazminatı fonu ya da (Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi-TES, kamuoyuna
yansıyan boyutlarıyla-her hangi bir taslak henüz taraflara veya kamuoyuna
sunulmamıştır.) incelenmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kıdem
Tazminatı Fonu, Tamamlayıcı Emeklilik Fonu, Kıdem Tazminatı, Kıdem Tazminatına
Hak Kazanma Koşulları, Yasalarımızda Kıdem Tazminatı, İşçi, İşveren, Esnek
Çalışma, Belirli Süreli İş Sözleşmesi.
6- Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi Ya Da Kıdem Tazminatı Fonu
İlk defa fon kavramı Türk
İş Hukukuna, 1927 sayılı ve 04.07.1975 tarihli Kanunla yapılan değişikliklerle
gündeme gelmiştir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğun özel şahıslara
veya sigorta şirketlerine sigorta ettirilmeyeceği, hüküm altına alınmış ve ilk
defa Kıdem tazminatına ilişkin olarak bir fon kurulması, bu fonla ilgili
hususların kanunla düzenlenmesi, hükme bağlanmıştır.
Bu değişiklikte, kıdem
tazminatının özel şahıslara ve sigorta şirketlerine devir edilemeyeceği, bunun
yerine devletin kanunla düzenleme yaparak fon kurulmasından bahsedilmektedir.
İkinci olarak, 4857 sayı ve
10.6.2003 tarihinde yürürlüğe giren, İş Kanunu ve bu Kanunun Geçici 6 ıncı
maddesinde kıdem tazminatı fonunun kurulmasının öngörülmesi ve fon kuruluncaya
kadar mevcut hakların 1475 sayılı Kanunun, ilgili hükümlerine göre kıdem
tazminatı uygulama koşullarının devam etmesini hüküm altına almıştır.
Kıdem tazminatının,
ülkemizde işsizlik sigortası fonksiyonu amacıyla yürürlüğe konulduğu, bu
nedenle de işsizlik sigortasının yürürlüğe girmesi ile birlikte fonksiyonunu
yitirdiği iddiası ile artık kıdem tazminatına ihtiyaç kalmadığı görüşleri ileri
sürülmektedir. Bu anlayışı savunanlar tarafından Kıdem tazminatı, iş
güvencesinin bir alternatifi gibi değerlendirilerek, iş güvencesi ile birlikte
artık kıdem tazminatının kaldırılması gereği dile getirilmektedir.
Görüleceği gibi kıdem
tazminatının yerine yeni bir tazminat türü olarak fonun kurulması hep
düşünülmüştür. Anayasa ve iş kanunları güçsüzün korunması ve işçinin iş
yasaları çerçevesinde güven içerisinde çalışma hayatına katılmasının
sağlanmasını düzenlemektedir. İş güvencesi işçi ve işveren açısından iş
barışının sağlanması ve sürdürülmesinde refah ve güvenliğin sağlanmasında en
önemli konuların başında gelmektedir. Mevcut iş yasaları her ne kadar istenilen
durumda olmasa da bazı uygulamalar ile işverenin her istediği şeyi yapmasını
önlemekte ve işçiye bir güvence sağlamaktadır.
Kıdem tazminatı uygulaması
bir taraftan, taraflara çeşitli güvenceler sağlarken diğer taraftan da
sorumluluklar ve mali yükler oluşturmaktadır. Bu yüklerin tarafların
kaldırabileceği düzeyde olması ve iş barışını ve işlerin yürütülmesini
engelleyecek bir duruma gelmemesi gereklidir.
Önceki bölümlerinde kıdem
tazminatının Türk İş Hukukuna girişi ve kıdem tazminatına hak kazanma konuları
detaylı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Kanunlarımıza ilk defa
girdiğinden, bu gün çalışanlar tarafından kıdem tazminatı benimsenmiş ve kendileri
için ek bir gelir unsuru olarak görülmüştür. Aslında hayatın akışının
durdurulamayacağı da dikkate alınırsa çalışanların, genç yaşlardan itibaren
çalışmaya başladıkları işletmelerde geçen zamanları ve ömürlerinin, bir yerde
takdir edilmesi işletmeye bağlılıklarının artırılması ve işletmeye kattıkları
değerin dikkate alınması olarak da kıdem tazminatını ifade edebiliriz.
6.1. Ne Olduğu Henüz Bilinmeyen Ancak Kamuoyuna Yansıyan Kıdem Tazminatı Fonu
Ülkemizde, fon kavramı yeni değil. Değişik zamanlarda çeşitli hükümetler tarafından fonlar kurulmuş ve fona katkı sağlayanların zor zamanlarda kaldıklarında ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturulduğu, fonun taraflarına ve kamuoyuna böyle sunulmaktadır. Bir kaçını hatırlamak gerekirse Toplu Konut Fonu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, İşsizlik Fonu, Ahilik Fonu (23 Şubat 2017 tarihli ve 6824 sayılı Kanun ile düzenlenmiş bir uygulamadır. Bu düzenleme, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen Ek-6. madde ile yasallaşmıştır. Ahilik fonu 2021 yılında yürürlülüğe girecektir, esnaflar için oluşturulmuştur, işsizlik fonu benzeri- İlk olarak 2024 yılı sonuna kadar ertelenen prim ödeme yükümlülüğü, 7537 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiş ve Esnaf Ahilik Sandığı uygulamasının başlangıç tarihi 01 Ocak 2028 olarak belirlenmiştir ) vb. olmak üzere kamu kesimi dengesi içerisinde kurulan yaklaşık 13 adet fon kurulmuştur. En son kurulan fon ise Varlık Fonu ve Ahilik Fonudur. Devletin elinde kalan satılmamış veya halka bir kısmı açılmış, çoğunluğu ve/veya altın hisselerin kullanımı devletin uhdesinde kalmış kıymetli işletmeler. Yani fon kurmakta hiç de acemi değiliz tam tersine biraz maharetli sayılırız. Taraflara sizin ihtiyacınız ve iyiliğiniz için fon kuruyoruz denmiş ama uygulama hiç söylendiği gibi olmamış, kamunun finansman ihtiyacı olarak görülmüş ve kullanılmıştır.
Nereden çıktı bu kıdem
tazminatı fonu. Daha önce değişik Çalıma Bakanları tarafından dile getirilmiş
olsa da en son Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın 2019 Nisan ayında
yaptığı “yeni ekonomi programı, yapısal dönüşüm programı 2019” tanıtımında
gündeme gelmiştir. Gerçi işverenler işsizlik fonu kurulduktan sonra sürekli
kıdem tazminatının kaldırılması yönünde istekleri vardı. Bireysel
emeklilik sistemi ile kıdem tazminatı fonunun entegre edilmesi öngörülüyordu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ın, hayata geçirilmek üzere tamamlayıcı sigorta sistemi (TES) üzerinde
çalıştıklarını açıklamaları üzere, yeniden gündeme geldi. Gündeme yeni
bir şey geldiğinde kamuoyunun tepkisini yumuşatmak veya ortadan kaldırmak için
temel yapısal bir sorun veya birkaç sorunu, değiştirilmek istenen çalışmayla
birlikte gündeme getirerek düzenlemenin çok faydalı olduğu halka sunulmaktadır.
Kıdem tazminatı fonu içinde aynı yöntemle gündeme getirerek, ” 25 yaş
altı ve 50 yaş üstünün” kolay bir şekilde istihdam ( esnek çalışma)
edilmesi için çalışma başlatılacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “tesis
edilecek karma model ile işçilerin kazanılmış haklarının korunacağını,
işçilerin yüzde yetmişbeşinin kıdem tazminatından yararlanamadığı ve işe giriş,
çıkışların önleneceği vurgusunu öne çıkarmayı dillendirerek, kıdem tazminatının
zaten yetersiz bir uygulama olduğunu öne çıkarmıştır. “İlave destek de
sağlayacağız. Çalışanlarımız emeklilikte daha da rahat edecek. Devlet bu konuda
elini taşın altına koyacak. İstihdam kalkanını sürekli hale getirmeyi
hedefliyoruz. Uzun vadeli kaynak sağlayacak bir sistem kuracağız. Tamamlayıcı
emeklilik sistemini de inşallah 2022’de yürürlüğe koyacağız” ifadelerini
kullanarak işçiler için faydalı ve çıkarlarının böyle korunacağını, aslında
işçi ve işverenin kendi aralarında anlaşmaları gerektiğini söyleyerek,
sorumluluktan bir nebze de olsa kendilerini kurtarmak istemektedirler. Ama bir
kere ok yaydan çıktı sevapta, günahta bu düzenlemenin içerisinde saklı. Daha
sonra hem işçinin kıdemi her şart altında alacakmış gibi, hem de işverenin
esnek çalışma ile işgücünün salahiyetinin önleneceğini ifade etti.
Kamuoyunun biraz tepkisi
yükselince, yeni oluşturulacak kurumun adına “Kıdem Tazminatı Fonu”
yerine “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” denilerek yumuşatılmaya
çalışıldı.
Tamamlayıcı emeklilik
sistemi, kimleri kapsayacağı konusu da henüz belirlenmemiş durumda. Çünkü tüm
çalışanları kapsayacak ise bu düzenlemeden önce çalışmaya başlayanlar için bir
kabul ve/veya red hakları olacak mı? Olmayacaksa sınırları ne olacak ve kimler
içerisinde yer alacaktır. Yine buradan Sayın Erdoğan’ın, konuşmaları içerisinde
geçen 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanların iş bulmalarının kolaylaştırılması
halisane bir amaçla belirli süreli ve esnek çalışmanın da gündeme geleceğini
ifade etmesi nedeniyle, 25 altı ve 50 yaş üzerini kapsamayacağını
söyleyebiliriz. Emekliliğine az kalan çalışanlarda bu uygulamadan muaf
olacakları ifade edilmektedir. Emekliliğine az kalan neye göre belirlenecektir.
Azlık kavramı sabit bir noktaya varmak için gidilen yol ise, ilk gün işe
başlayan emekliliğini bir gün azaltmış olacaktır.
Ortaya konulmuş her hangi
bir düzenleme ya da taslak henüz ortada yok. Hükümetin halktan ve/veya ilgili
taraflardan saklamaya çalıştığı her kanun tasarısında önce kamuoyunu eksik
aksak bilgiyle oyalayıp, sonra kendi istedikleri maddeleri yasallaştırıyorlar.
Kamuoyu ortada olamayan ancak bir şekilde basında yazılıp ya da çalışma
taslaklarından dışarı sızan bir iki modelden bahsedilmektedir.
Buna göre birinci
model; her bir çalışma yılı için 30 gün üzerinden
ödenen kıdem tazminatının, 19 günlük kısmının işveren tarafından ödenmesi, 11
günlük kısmının ise yeni kurulacak kıdem tazminatı fonu üzerinden ödenmesi
öngörülmektedir.
İkinci modelde ise; kıdem
tazminatı fonu için yüzde 6 oranında prim ödenmesi öngörülüyor. Bunun 4 puanı
işveren tarafından karşılanması, 0,5 puanını işçiden kesilmesi, devletinde 1
puan katkıda bulunması ve vergi indirimi yoluyla da 0,5 puanın kesilerek 6
puanın tamamlanması öngörülmektedir.
Bu düzenlemeye göre mevcut yasalarımızda her takvim yılı için 30 gün üzerinden alınan kıdem tazminatı yüzde 8,33 oranına karşılık geliyor. Yüzde 6’lık prim oranı ise hesaplamalara göre 21,6 güne denk gelmektedir.
Örneğin Ahmet Gelecek
isimli işçinin aylık (en son ücreti) asgari ücretle çalıştığını ve bir yılı tam
doldurduktan sonra iş akdinin işveren tarafından tek taraflı olarak fesih
edildiğini düşünelim. Bu durumda yürürlükte bulunan kanunumuza göre alacağı kıdem
tazminatı tutarı ile Tamamlayıcı emeklilik sistemi olarak yeni oluşturmaya
çalışılan sistemi karşılaştıralım.
TABLO:1-Mevcut
Kıdem Tazminatı ile Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi karşılaştırılması
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi kurulduktan sonra
çalışanların bundan yararlanma yaşı 56 olduğu söylenmektedir. Bu yaştan daha
önce çalışanlar fondan yararlanamayacaktır. Bu yürürlükte bulunan BES (Bireysel
Emeklilik Sistemi) modeline de bir yönden benzemektedir. Tablo-1’de görüldüğü üzere
Ahmet Gelecek adlı işçi bir yıl çalışmış olsaydı ve işveren tarafından tek
taraflı olarak iş kanundaki kıdem tazimatı için öngörülen unsurları taşıyarak
iş akdi fesih edilmiş olsaydı alacağı kıdem tazminatı, Damga vergisi
düşüldükten sonra net alacağı para 2.920,66 TL olacaktı. Ancak tamamlayıcı
emeklilik sistemine göre çalışmasına isabet eden gün sayısında bir düşüş
olacağı için bir tam yıl için kıdeme esas gün sayısı olan 365 gün (30 güne
isabet eden) yerine 231,16 gün üzerinden alacağı için para olarak(19 güne
isabet eden ) 1.863,90 TL alacaktır. Bir yıl çalışmada eksik alacağı para
1.071,10 TL (2.943,00-1.863,90) olacaktır, geri kalan 133,84 gün (11 güne
isabet eden) 1.071,10 TL ise yeni kurulacak olan Tamamlayıcı Emeklilik
Sisteminde (Kıdem tazminatı fonu) birikecektir.
Örneğin, sekiz yıldır bir fabrikada çalışmakta olan Kaynakçı Hasan Bey, 2027 yılı sonunda işten ayrıldı diyelim. Birinci formül benimsenirse, Kaynakçı Hasan Bey, 31 Aralık 2021 tarihine kadar olan 2 yıllık kıdem tazminatının karşılığı olarak her yıl için 30 gün üzerinden, sonraki 5 yıllık kıdem tazminatının karşılığı olarak da her yıl için 19 gün üzerinden hesaplanan kıdem tazminatını mevcut işverenden alacaktır. 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 tarihleri arasındaki çalışmalarının karşılığı olarak her yıl için 11 günlük kıdem tazminatı ise fonda birikecektir. Biriken bu tutarı emeklilik tarihinde alınabilecektir. Bu tarih en erken 56 yaşını doldurduğu tarih olacaktır. Birinci model benimsendiğinde mevcut çalışanlar 1 Ocak 2022 tarihinden sonra yeni sisteme geçeceklerdir.
İkinci formül
benimsendiğinde ise Teknisyen Mehmet Bey, 31 Aralık 2021 tarihine kadar olan
kıdem tazminatını aynı şekilde mevcut işverenden alacak. 1 Ocak 2022 tarihinden
sonra fonda biriken parayı ise en erken 56 yaşını doldurduğunda emekliliğinde
alacaktır. İkinci model benimsendiğinde ise mevcut çalışanlardan isteyen yeni
sisteme girecek, istemeyen eski sistemde devam edecek.
Hangi model uygulanırsa
uygulansın, mevcut çalışanlar çalıştıkları işten ayrılıp yeni bir işe
başladıklarında yeni sisteme tabi olacaklar.
Yine basına yansıyan
şekliyle “ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Aile, Çalışma ve
Sosyal Hizmetler Bakanı Selçuk, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TİSK Başkanı
Özgür Burak Akkol, Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş Başkanı Mahmut Aslan’dan
oluşan heyetle görüşmede ana gündemi 2022’de hayata geçeceği duyurulan,
tamamlayıcı emeklilik sistemi ve kıdem tazminatı fonu düzenlemesi oluşturdu.
Edinilen bilgiye göre işverenler yeni sistemde maliyetlerinin
artabileceğini belirtirken, Türk-İş de hakların geri gitmemesi
için çekincelerini dile getirdi.” (Milliyet gazetesinin haberi
böyleydi). Bu uygulamanın tamamına karşı çıkan en büyük işçi kuruluşlarından
biri olan DİSK bu toplantılara davet edilmemiştir. Toplumun önemli bir kısmını
oluşturan ve yaygın bir şekilde hemen hemen herkesi etkileyebilecek bir
uygulamanın gündeme gelmesinde toplumun her kesiminin görüşünün alınması
gerekli şarttır. Bu büyük bir eksiklik olarak gözükmektedir.
6.2.
Esnek Çalışma, Kıdem Tazminatının Düşmanı
Değişen ve gelişen dünyada
beklentiler ve isteklere koşut olarak, çalışma hayatında meydana gelen
yenilikler ortaya çıkmaktadır. Teknolojideki ve bilgideki gelişmeler çalışma
hayatında daha fazla hissedilir hatta son zamanlarda neredeyse çalışma hayatının
bütün noktalarına girerek, egemen bir unsur olarak karşımıza çıkmaya
başlamıştır.
Değişen koşulların seyrine
bağlı olarak işgücü yapılanması da bu duruma uyum sürecine girmiştir. Yenilenen
koşullara ayak uydurmak ve eskimeyen bir yapılanmayı benimsemek için değişmek
olarak tanımlanabilen rekabet, günümüzde kaçınılmaz bir unsurdur.
Tüm bu gelişmeler ile
birlikte çalışma hayatında esneklik kavramı önem kazanmıştır. Esnek çalışma
kapsamında, esneklik ve esnek çalışma tanımlamaları incelenecek olursa farklı
nitelemelerin yapıldığı görülmektedir. Rekabet koşulları altında işletmelerle rekabet
edebilmeleri için, büyüklük yerine yalınlık, katılık ve kuralcılık yerine
akışkanlık ve açıklık standardizasyon yerine çeşitlilik ve karmaşıklık,
durağanlık yerine değişkenliği gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bunun için
işletmeler bütün yapılarında yenilemelere gitmekte aynı zamanda çalışanlarıyla
ilgili yeni stratejik kararlar almaktadır. Bu değişim ortamı “esneklik”
olarak ifade edilmektedir.
Günümüzde esnek
çalışmanın ortaya çıkmasında rol alan
etmenler, üretim için teknolojik değişim ve
işgücü talebi azalması, küreselleşme ve
uluslararası rekabet, işsizlik hizmet sektöründeki gelişmeler, artan
rekabet, işgücünün niteliği, ücret sistemleri ve kesimler diyalog ve uzlaşma
olarak ifade edilebilir.
Bütün bunların yanında
işsizliğin artıyor olması, esnek çalışmanın hayata geçirilmesinde temel bir
veri olarak, her kesimin önüne gelmiş olmasıdır. İş yapma biçiminin değişerek
atipik çalışma biçiminin ve programlarının kabul edilmesi geleneksel çalışma
biçimlerinden uzaklaşmayı getirmektedir.
Bu
tip çalışma biçimi, standart çalışma sisteminden farklı
olarak, işçilerin, haftanın hangi günlerinde çalışacaklarını, işe
başlama ve işi bırakma zamanlarını
seçtikleri alternatif bir çalışma sistemidir.
Esnek çalışma işverenin
çalışma koşullarında yapacağı düzenlemeler ile elini kolaylaştırmakta,
işgücünün maliyetini düşürebilmektedir. TİSK’ in 24. Dönem milletvekillerine
gönderdiği çalışma hayatına ilişkin yazısında “İş Kanunu’ndaki esneklik
olanakları genişletilmeli, esnek çalışma modelleri işletmelere vergi
ve prim desteği vermek yoluyla teşvik edilmeli ve uygulama sorunları
çözülmeli; özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisine imkân
tanınmalı; kıdem tazminatı sorununa sosyal diyalogla çözüm bulunmalıdır” ve
“Çalışma mevzuatımızda güvenceli esneklik olanakları artırılmalıdır.
İşletmelerin esneklik ihtiyacı ile çalışanların güvence ihtiyacı arasında bir
uzlaşmayı ifade eden “güvenceli esneklik” kavramı AB İstihdam
Stratejisi’nin de temel dayanaklarından biridir”(1) ifadesiyle yine aynı
yazıda “Belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılmasına ilişkin sınırlamalar
kaldırılmalı, denkleştirme süresi uzatılmalı, telafi çalışması uygulanabilir
hale getirilmelidir. Evden çalışma ve uzaktan çalışma yasalaştırılmalıdır”
şeklinde iş kanununda yapılmasını bekledikleri değişiklikleri milletvekillerine
iletmişlerdir.
Esnek çalışmada, işgücü standart çalışmadan uzaklaşmaktadır, iş kanunda belirtilen ve kazanılması şarta bağlanmış kıdem tazminatından işçiler açısından faydalanmayı zorlaştırmaktadır. Kıdem tazminatı için gerekli koşulları sağlayabilmek daha zor olacaktır. Bunları tekrar hatırlarsak “Sağlık nedenleri”, “zorlayıcı sebepler”, “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller”, “muvazzaf askerlik”,” yaşlılık, malullük aylığına hak kazanma”, “kadın işçinin evlenmesi”, “işçinin ölümü” ve “en temel koşul ise hizmet akit süresinin en az bir yıl olması koşulu”, esnek çalışmada bu koşulların birlikte sağlanması neredeyse imkânsıza yakın. Ülkemiz koşullarında, esnek çalışmada kıdem tazminatını sağlayacak şartların oluşması zorlaşacaktır. Esnek çalışma aynı zamanda sendikal örgütlenmeyi de engelleyici bir unsur olarak ülkemizde çalışma hayatının bir gerçeği olacaktır.
Esnek çalışma Türkiye’nin
gündeminde son yıllarda sıklıkla yer almaktadır. Tamamlayıcı emeklilik
sistemi ile birlikte Meclis’e sunulacak kanunla daha da uzun süre konuşulacağı
tahmin ediliyor. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar, sözleşme
süresi bittiğinde ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı alamıyorlar. Sözleşmeleri
yenilenmediğinde işe iade davası açamıyorlar.
Kanunla 25 yaşın
altındakilerin ve 50 yaşın üstündekilerin belirli süreli sözleşmeli
çalıştırılmasının önü açılmak istenmektedir. 25 yaşından küçükler ayda 10
günden az çalışırsa (ayın yarısı) sigorta yatırma zorunluluğu olmayacak.
Belirli süreli iş sözleşmelerinde, sözleşme sürenin bitiminde iş akdi
kendiliğinden sona ermektedir. Hiçbir şekilde kıdem tazminatına hak
kazanamayacaklardır. Bu yaş grubunda olan çalışanlar, çalışma çağındaki iş
gücünün önemli bir kısmını oluşturmaktadırlar.
6.3.Kıdem
Tazminatı (Tamamlayıcı Emeklilik) Fonu İşçi Ve İşverene Ne Kazandırıp,
Kaybettiriyor
Yeni bir sistem ortaya
konulunca, eskiye ait olanı değiştiriyorsunuz demektir. Bu değişiklik doğal
olarak karşılıklı çıkar grupları var ise kaybeden ve kazanan kesimler
olacaktır. Tamamlayıcı emeklilik sistemi diye ortaya konulan sistem
çalışanlar ile işverenler arasında bir kayıp kazanç matematiği ortaya
çıkaracaktır. Kıdem tazminatında şimdiye kadar düzenleyici rol oynayan
devlet bu düzenlemeyle bir taraf olarak ortaya çıkmaktadır. Tamamlayıcı
emeklilik sistemi için kurulan fonun yöneticisi ve beklide katılımcısı olarak.
Sendikalar, esasında kıdem
tazminatı fonuna karşı çıkıyorlar. Bunun gündeme getirilmesi ve ne şekilde
olursa olsun genel grev konusu olacağını genel kurullarında karar haline
getiren sendikalar bulunmaktadır. Üç büyük işçi sendikasının kıdem tazminatı fonuna
karşı ilkesel anlamdaki duruşlarını yüksek sesle söylüyorlar. Hak İş sendikası
Başkan vekili Av. Hüseyin Öz’ün, “İstihdamın artırılması amacına hizmet edecek,
özüne ve muhteviyatına dokunmaksızın kıdem tazminatı formunun değiştirilerek
devamı yönündeki her türlü çalışma ve çabanın yanında olduğumuzu, bu çerçevede
oluşturulacak bir kıdem tazminatı fonuna her türlü desteğe hazır olduğumuzun da
bilinmesini isteriz ” 24 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu makalesinde böyle
dile getirmektedir.(2) Hak-İş Yönetim Kurulu’nun en son yapmış olduğu açıklamada
, “ülkemizde yeni bir modelin kurulabilmesi için, tüm işçi ve işveren
konfederasyonlarının ve devletin birlikte yürüteceği bir sosyal diyalog
mekanizması çerçevesinde çalışmaların gerçekleştirilmesi gerektiğini
savunmaktayız.”(3) Türk İş sendikasının Av. Murat Özveri ’ye hazırlatmış olduğu
“kıdem tazminatı: fon yerine güvence gereksinimi” adlı çalışmada(4) “kıdem
tazminatının sahibi ne işveren ne devlettir. Kıdem tazminatının tek sahibi
çalışarak kıdem tazminatını hak eden işçidir. Kıdem tazminatı işçinin ileride
ödenmek üzere ötelenmiş ücretidir” işinin elde ettiği bir hak olarak
görmektedir. Kıdem tazminatının neden gerekli olduğunu yine aynı yazıda
“ücretlerin düşük olduğu, kayıt dışı istihdamın kayıtlı istihdamı geçtiği,
işçilerin %80’nin iş güvencesi kapsamında olmadığı, sendikalaşma oranın her
geçen gün düştüğü, sendikaların etkilerini yitirdiği, geçici işlerin artıp,
kısa süreli çalışmaların olağan çalışma biçimine dönüştüğü, iş gücü piyasasının
alt işverenlik kurumuyla parçalandığı, özel istihdam bürolarının pıtrak gibi
çoğalıp işsizliğin ticaretini yaptığı koşullarda işçilerin ellerinde kalan son
haklardan birisidir. Bu hakkın sınırlandırılmaya değil güvenceye gereksinimi
vardır. Dolayısıyla ülkemiz gündeminde tartışılması gereken kıdem tazminatı
fonu değil, kıdem tazminatının güvencesi sorunudur” şekillinde ifade ederek iş
güvencesinin karşıtı olmaktan daha çok iş ortamının işçi için çok riskli bir
alan olması nedeniyle de korunması gereken bir ihtiyaç olarak görmektedir.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yönetim kurulu ise kıdem
tazminatı fonuna karşı olduğunu 10 Maddede Açıklıyor: Kıdem Tazminatında Yeni
Oyunlara Hayır! Adlı referandumdan önceki açıklamasında hükümeti uyararak
“Madem işçilerin yararına kıdem tazminatı fonunu 15 yıldır neden kurmadınız?”,
“Kıdem tazminatı işçinin güvencesidir”, “Fon kıdem tazminatını 10-15 güne düşürecek”,
“Fon, kıdem tazminatının son ücretle bağını koparır ve düşmesine yol açar”,
“Kamu kaynaklarının kullanılmasına karşıyız”, “Yüzde 80 yararlanamıyorsa kanun
hâkimiyetini sağlayın”, “Kıdem tazminatı hakkı güçlendirilmelidir” “Kıdem
tazminatı ve işçilik alacakları ilk sıraya alınsın”, “ILO’nun 173 Sayılı
Sözleşmesi onaylanmalı” ve “Kıdem tazminatını korumak için hayır” şeklindeki
maddeleri ile görüşlerini açık olarak kıdem tazminatının kalkmaması yönünde
belirtmiştir.
İşçi sınıfını temsil eden
üç büyük işçi sendikası esas olarak kıdem tazminatına sahip çıkmakla birlikte
bunun ötelenmiş ücret olduğunu ve işçiler için bir menfaat olarak sürdürülmesi
gerektiğini ifade etmektedirler.
6.3.1.
İşverenin Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu
İşverenler uzunca zamandır
kıdem tazminatının bu koşullar içerisinde işveren için büyük bir maliyet
olduğunu her konumda ifade etmektedirler. Asıl olarak kıdem tazminatının ilk
uygulandığı her yıl için 15 günlük ödemenin yapılması ve bir nebzede olsa işveren
üzerindeki mali yükün azaltılmasını talep etmektedirler.
Türkiye İşverenler
Sendikası (TİSK) 24’üncü Dönem Milletvekillerine gönderdiği iş hayatımızın
sorunlarına ilişkin temel görüşlerinin özetlendiği yazıda “ Nitekim Türkiye,
Dünya Bankası verilerine göre kıdem tazminatı yükünün ağırlığı bakımından
dünyada birinci sıradadır. İşten çıkarmanın zor ve yüksek maliyetli olması, işe
girişin de aynı ölçüde zorlaşması sonucunu doğurmaktadır. Bu durum yeni işçi
alımını, kayıtlılığı ve doğrudan yatırımları olumsuz etkilemektedir. Dünya
ekonomisinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye “büyümek ve büyürken istihdam
yaratmak” zorundadır. Kıdem tazminatı müessesesi kazanılmış haklar
korunarak yeniden düzenlenmeli, işletmeler üzerindeki kıdem tazminatı yükü
hafifletilmelidir. İster kıdem tazminatı fonu oluşturulsun, ister fon dışında
farklı bir çözüm yolu bulunsun, yılda 30 günlük ücret üzerinden hesaplanan
mevcut yük azami 15 günlük ücret tutarına indirilmelidir [5] şeklindeki kıdem tazminatına ilişkin
görüşlerini açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Uzun yıllar çalışan
işçilerin kıdem tazminat tutarlarının birikmesi nedeniyle ödenemez hale
gelmesi, kıdem tazminatının iş akdinin son bulmasıyla bir borç olarak gözükmesi
ve bir çırpıda ödenmesi işverene bir yük olarak gözükmektedir. Ülkemizde kurulu
işletmelerinin yüzde 98,3 ‘nün KOBİ (Küçük Orta Büyüklükteki İşletmeler) olduğu
düşünülürse sermaye yetersizliğiyle çalışan ve istihdamın yüzde yaklaşık 77
‘sini çalıştıran işletmelere ağır bir maliyet olarak yansımaktadır. Bu
işletmelerin kıdem tazminatı fon karşılığı ayırmaları da mümkün
gözükmemektedir. Vergi hukukumuz açısından da işçiler için ayrılan
kıdem tazminatı karşılıkları gider olarak kabul edilmemektedir. Hâlbuki
işletmeden çıkacağı kesin olan ve tutarı kestirilebilen, bu tutarlara karşılık
ayrılarak gider yazılmalı ve işletmelerin vergi yükü azaltılmalıdır.( VUK m.288)
Basına yansıyanlardan
anlıyoruz ki kıdem tazminatı fonu kurulmasına işverenler de karşı çıkmaktadır.
İşverenler de biliyor ki çalışanların büyük bir kesimi kıdem tazminatı
almamaktadır ya da çeşitli nedenlerle almamaktadır. İşçinin çalışmaya başladığı
andan itibaren hemen bir fon çıkışı olmamaktadır. İşçinin kanunla kazanmış
hakkı olan ve işçinin işletmeye vermiş olduğu bağlılık ve çalışma karşılığını
oluşturan kıdem tazminatını bir sermaye olarak kullanmakta ve bunun için
herhangi bir maliyete de katlanmamaktadır.
Eğer tamamlayıcı emeklilik
fonu kurulur ise işveren ilk aydan itibaren işçi için belirli bir nakit çıktıyı
fona yatıracak ve işletmesinde üretim için kullanacağı bir nakit azalması söz
konusu olacaktır. Eksik sermaye ile çalışan işveren bu fonu kontrol edemediği
gibi birde birikimine katkı sunacaktır. Eğer işverenler kıdem tazminatını hak
etmeden ayrılan işçilerin fonda biriken tutarların iade edilmesini
sağlayabilirlerse büyük ihtimalle bu fonun kurulmasına kolaylık
sağlayacaklardır.
6.3.2.
Çalışanların Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu
Çalışanlar, bir işletmede
işe başladıklarında emekli olana kadar bu işletmede çalışmak isterler. Çalışma
koşulların iyileştirilmesi, kendi ve ailesinin geçiminin sağlanmasını
beklerler. Genç yaşlarda başladıkları işlerde zaman ilerler ve işletme bağlılıkları
artar, aynı zamanda da ömürlerinin büyük bir bölümü çalışarak işletmede( haşreterek) geçer.
İşçi işyerine bağlı olarak
uzun yıllar çalışması karşılığı olarak, çalışanın bu bağlılık ve yarattığı
katma değere karşılık ücretlerinin dışında bir ödüllendirme beklentisi artar.
Uzun zaman çalışan işçi için aynı zamanda işsiz kalmasına karşılık geçimini
kısa sürede olsa devam etmesini sağlayan bir güvence olarak görmektedirler.
İşçi ve işverenin karşılıklı olarak ortaya koydukları zımni uyum işletmenin
verimliliğini artırır, işçinin yıllar itibariyle artan tecrübesi daha az hata
yapmasını sağlar.
Bunun karşılığı olarak da
gelecekte bir yıpranma ve emekliliklerinde huzur ve güvenlik içerisinde kalan
ömürlerini tamamlamak isterler.
Kıdem tazminatının iş
güvencesi yerine geçmesinden öte işverenin, uzun yıllar çalışmayı
planlayan işçinin iş akdini, sürpriz bir şekilde sonlandırılması karşılığı,
işçinin belirli sürede olsa kendisi ve ailesinin ekonomik ihtiyaçlarını
karşılamasını ve yeni hayatına adapte olmasının sağlanmasına da önemli bir
katkısı olmaktadır.
İşçinin çalıştığı yerden
haksız bir şekilde iş akdinin sonlandırılması nedeniyle zorlayıcı bir unsur
olarak işverenin karşısına ekonomik bir bedel ortaya çıkar, işveren işçiyi
işten atarsa bu bedeli ödemek zorunda kalır.
İşçi iş akdinin son bulduğu
tarih itibariyle kıdem tazminatına hak kazanır ve bir çırpıda işverenden
ödenmesini talep eder. Ödenmediği takdirde en yüksek banka mevduat faizi ile
birlikte alacak durumunda bulunan kıdem tazminatını yasal yolları kullanarak
alabilir. Yani hemen sıcak paraya ulaşma durumu ortaya çıkar.
Tamamlayıcı emeklilik
sistemi kurulduğunda işçi en önce iş güvencesinden mahrum kalacaktır. İşveren
her daim işçiyi işten çıkarabilecektir. İşçi bunun karşılığı daha önce alabilme
ihtimali olan kıdem tazminatını alamayacaktır. Belirli bir yaşı beklemek zorunda
kalacaktır. İşsiz kaldığı ve yaşlılığında bir güvence olarak gördüğü kıdem
tazminatına ulaşması zorlaşacaktır.
Kıdem tazminatı hesaplama
şekli değiştiğinden daha önce alacağı tutardan daha az bir tutara razı
olacaktır. İşçinin son aldığı brüt ücretiyle bağı kopacaktır. Her ay fona bir
ödeme yapılacağı için fonda daha az bir kıdem tazminatı karşılığı birikecektir.
İşten atıldığında haksız yere atıldığını kanıtlaması yeni süreçte daha
zorlaşabilecektir. Bu durum kıdem tazminatı almasını engelleyen sebeplerden
olabilecektir.
İşverenin, işçiye sürpriz
yaparak hiç beklemediği bir anda iş akdinin sonlandırılması durumunda işçinin
ve ailesinin bir süreliğine de olsa yeni bir iş bulmasına kadar asgari
ölçülerde temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayan bir güvencedir.
Kıdem tazminatına hak
kazanma koşullarından birçoğu TES veya Kıdem Tazminatı Fon uygulaması nedeniyle
ortadan kalkacaktır. Askerlik, evlilik işçinin zorlayıcı sebepler gibi
nedenlerle iş akdini sonlandırması, kıdem tazminatının tamamına ulaşamaması,
ulaşamadığı kısım için işleyecek faizin olmaması vb. gibi kıdem tazminatına hak
ettiği birçok uygulamada kalkacaktır. Böylece, her şeyden önemlisi ise kurulacak
sistemde işçilerin nasıl temsil edileceği ve fonda biriken
paraların kullanımında ne kadar söz sahibi olacaklarının bilinmemesi.
Uzun yıllar meri kanunlarda
yer etmiş bir uygulama baştan sona yeniden değişecektir. Yargı süreçleri ve bu
süreçlerde yeniden içtihatların oluşması uzun zamanları alabilecektir.
6.3.3.
Hükümetin Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu
Anaysa devletin yapısını,
temel organlarını bunların bir biriyle ilişkilerini, kişilerin devlete karşı
temel hak ve yükümlülüklerini düzenleyen bir kanundur. İş kanununa
uygulanacak yasaların başında Anayasa yer alır.
Anayasamız, iş hukukuna
ilişkin olarak sosyal ekonomik haklar ve ödevler başlılığı altında getirilen
önemli düzenlemeler arasında çalışma ve sözleşme hürriyeti, çalışma hakkı ve
ödevi, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, toplu iş sözleşme
hakkı, grev hakkı ve lokavt, sosyal güvenlik hakkı olarak düzenlenmiştir.
Anayasaya uygun olarak bu
hakların yasalarca düzenlenerek çalışma hayatının kurallarının belirlenmesi ve
bunun yürütülmesi konusunda düzenleyici işlemler yapmaktadır. 4857 sayılı kanun
bireysel iş hukukunu düzenleyen yasamızdır. Toplu iş hukukunu düzenlemek üzere
ise 6356 sayılı Kanunun çıkarılmıştır.
İş hukukunun kendine has
özellikleri vardır. İşçiyi korumak amacıyla doğmuş, sosyal ve ekonomik
değişikliklere uygun olarak değişimini işçi yararına sürdüren bir hukuk
olmasından kaynaklanmaktadır. İş hukukunun “işçinin korunması”, “işçilerin
yönetime katılması” ve “toplu sözleşme düzeninde tarafların özerkliği”
çalışanların korunması ilkesine sahip olmasından kaynaklanmaktadır.
Devletin aynı zamanda
çalışma çağında olan işgücünün istihdamı ile ekonomik gelişmelerin sağlanması
için tedbirler alması da Anayasal görevleri arasındadır. Yatırımların teşvik
edilmesi, yeni iş sahalarının açılması ve çalışanların istihdamının sağlanması
için yasal düzenlemelerin yapılması ve gözetiminin sağlanması görevleri
arasındadır.
Çalışanların uzun bir dönem
emek vererek yaratmış oldukları katma değer sonucu ödedikleri primler ile
emekli olmalarını ve huzur içerinde ömürlerini tamamlamalarını sağlayan ortamı
kurmak üzere hükümetler çaba sarf ederler. İşletmelerin rekabet yeteneklerini
yitirmemeleri, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi, alt yapısının
oluşturulması, yatırım ortamının düzenlenmesi devletin görevleri arasındadır.
Diğer taraftan ise aktif iş gücünün, iş sahibi yapılması, işsizliğin önlenmesi
devletin çözüm bulması gereken sorunların başında gelmektedir.
Anayasa ve yasalarda
belirtilenlerin yanı sıra hükümet bu düzenlemeyi ne için yapmak istediğini
belirten açıklamalarını, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt
Selçuk aracılığıyla ara ara basına yapmaktadırlar. Yakın zamanda bakan, basına vermiş
olduğu bir beyanatta Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi modelinde hükümetin
yaklaşımını ortaya koymuştur.
Tamamlayıcı Emeklilik
Sistemi modellerinin her birinde işçilerin kazanılmış haklarının geri
gitmemesini hedeflediklerini belirtmektedir. Karma Tamamlayıcı Emeklilik
Planını şöyle ifade etmektedirler;
“Bu 30 gün, yüzde 8,33’e
denk geliyor. Bu bir senelik çalışmanın karşılığı 30 gün, kıdem almanın
karşılığı yüzde 8,33. Biz bu modelde neyi önerdik? Modelde yüzde 8,33
korunmakla kalmıyor aslında üstüne çıkıyoruz. Yüzde 8,33, buna 30 günün
karşılığı dersek, 20 günü yani yaklaşık yüzde 5,55’i hiç dokunmadan aynen devam
edecek. Buna artı olarak, 10,8 günlük karşılık olarak yüzde 3’ü fona
aktarmalarını, yani kendi bireysel fonlarında olacak. Fonlarına aktarmaları
karşılığında toplamda 30,8 yani 31 güne denk gelecek. Dolayısıyla işçimizin
kazanılmış haklarından ya da gün sayılarından herhangi bir eksilme kesinlikle
mümkün değil.
Tercihe bağlı olan kısımda
da hem işçimiz, çalışanımız hem de işverenimizin, devletin katkı sunduğu bir
plan olacak. Yüzde 1 oranında devlet katkısı koyacağız. Teşvik etmek için. Aynı
zamanda da çalışanlarımızın ödemesi öngörülen oranlarda da vergi indirimi,
damga vergisinde belli indirimleri de düşürdüğümüz zaman onların ödeyeceği
aslında çok minimal olacak. Yani medyada yansıtılan oranların çok altında
olacak. Çünkü biz onlara dair vergi indirimlerini de planlıyoruz.
Dolayısıyla istedikleri
zaman ya karma sisteme ki zaten başta herkesin karma sisteme geçmesi
planlanıyor ama karma sistemden de tercihli sisteme geçebilirler. Tercihli
sistemin tabii ki ileriye dönük getirisi daha fazla olacak ama ona geçmek
istemeyenler de karma sistemde kalacaklar.”
“En sade ama en verimli
olduğuna inandığımız model bu” İşçi ve işveren temsilcileriyle de görüşmelerin
devam ettiğini ve geçmişte de bu konuyla ilgili çokça görüşmenin yapıldığını
vurgulayan Selçuk, bu süreçte modelin zaten işçi ve işveren temsilcilerinden gelen
geri bildirimlerle revize edildiğini anlattı.”(6)
Kıdem tazminatının, uzunca
zamandır işverenler tarafından bir yük olarak görülmesi, devletin ise hem
sosyal güvenlik sistemin fon ihtiyacı hem de işletmelerin mali yüklerinin
azaltılması için iş kanunda yeni düzenlemeler yaparak esnek çalışmanın iş hukukunda
daha geniş bir şekilde yer bulmasını sağlamak istemektedir. İşçilerin çok büyük
bir kısmının kıdem tazminatından yararlanamaması, işe giriş, çıkış
bildirgelerinde neredeyse kayıtlı çalışan sayısına denk bir hareketlilik
olması, yeni bir düzenleme yapılarak taraflar arasında iş barışını bozmadan
ekonomik ve sosyal değişime uygun düzenlemeler yapmak arzusundan
kaynaklanmaktadır.
Ancak uzunca bir süre sonra
ülke ekonomisinin zora girdiği her dönemde iktidar olan hükümetler, bu
düzenlemeyi kamuoyunun gündemine getirerek taraflar arasında yeni tartışmalar
çıkarmaktadır. Bunun gündeme getirilmesi işçi sendikalarınca ekonomik sorunların
arttığı ve sosyal güvenlik fon ihtiyacının artması dönemlerinde denk geldiği
hatırlatması yapılmaktadır.
Ülkemizde fon kurulması ve
yönetimi kamuoyunun belleğinde çok da iyi karşılanmamaktadır. Fonların gerecek
amaçları dışında kullanılması yeni kuşkuları da gündeme getirmektedir. İş barışını
korumak yerine getirilen düzenlemelerin tasarruf oranını artırıcı yeni bir fon
ihtiyacından kaynaklandığı vurgulanmaktadır.
Kıdem tazminatı, ilk yasa
olarak çalışma hayatımızı düzenleyen 3008 sayılı kanunla girmiştir. O günden
sonra yapılan değişikliklerde ve yeniden yapılan bütün çalışma kanunlarında
yerini korumuştur. İlk çıktığı ve uygulamaya başlandığından bu tarafa sürekli
geliştirilmiş ve işçinin lehine yeni düzenlemeler yapılmıştır. 4857 sayılı
kanun, 1475 sayılı kanununda bulunan kıdem tazminatı ile ilgili kısmı mülga
etmeden geçici bir maddeyle korumuş, kıdem tazminatı fonu çıkana kadar
yürürlükte kalmasını sağlamıştır.
İşçinin kıdemi ile ilgili
çalışmalar için fon kavramı çalışma hayatımızda birçok defa gündeme gelmiştir.
İlk olarak kıdem tazminatı yerine fon kavramı 1975 yılında bahsedilmiş, son
olarak da 4857 sayılı kanunun çıkarılırken gündeme gelmiştir. Ancak tartışma
konusu olarak kıdem tazminatının yerine fon kurulması birçok defa kamuoyunun
gündemine gelmiştir.
İşçinin çalışma yıllarına
ve emeğine karşılık bir takvim yılında 15 gün olarak başlayan kıdem tazminatı
en son şekliyle her yıl için 30 gün üzerinden hesaplanmaya kadar
geliştirilmiştir. Kıdem tazminatını işçinin hizmet süresinin her bir yılı için
30 günlük ücreti tutarında para olarak hesaplanarak, 30 günlük ücret kıdem
tazminatının tabanını oluşturmaktadır. Bunun miktarını sözleşmeyle bir dereceye
kadar artırmak mümkün hale gelmiştir. Kıdem tazminatında tavan sınırlaması da
bulunmaktadır.
Yeni kurulmaya çalışılan
ancak henüz ne olduğu bir bütün olarak ya da bir taslak olarak kamuoyu önüne
gelmeyen kıdem tazminatı fonu veya tamamlayıcı emeklilik sistemi basına
yansıdığı kadar bilinmektedir. Bu nedenle kesin yargılardan daha ziyade
uygulanan sistem ile basına yansıyan kısımlar arasında bir karşılaştırma
yapılmaya çalışılmıştır. İşçinin iş akdinin sonlandığı anda ulaşabileceği bir
para, yeni kurulacak sistemde elinden alınmaktadır. İşverenin kıdem tazminatını
uzun yıllar bir sermaye olarak kullanması nedeniyle kurulacak sistem
vasıtasıyla hemen ve her ay fona yatırması, yine büyük bir kısmının işveren
üzerinde yük olarak devam etmesi nedeniyle çekinceli baktığı bilinmektedir.
Bu menfaat
çatışmasında demokratik ve şeffaf toplumlarda taraflar karşılıklı olarak
fedakârlıkları ile bir uzlaşmaya vararak, kendilerine hukuk düzeni
içerisinde dava edilebilir bir hak elde etmeye çalışırlar.
Kıdem tazminatına hak
kazanma koşullarının birçoğu bu uygulama nedeniyle ortadan kalkacaktır. Esnek
çalışmanın yaygınlaşması ve yasallaştırılması durumunda, kıdem tazminatının
elde edilmesi çok daha zorlaşacaktır, neredeyse imkânsız bir hal alacaktır.
İşçinin kıdem tazminatını
almasının önüne yeni bariyerlerin konulması, kurulacak olan tamamlayıcı
emeklilik sisteminin bir zaafı olarak gözükmektedir. İş güvencesi ve esnek
çalışmayı yaygınlaştırması açısından da iş barışını ve verimliliği düşürecek
bir sitem olarak çalışma hayatına 2022 yılında girecek gibi gözükmektedir.
Dipnot:
2-Çevirim içi; http://hizmet-is.org.tr/makaleler/kidem-tazminati-fonu-uzerine-dusunceler/ 23.06
2020
3- Çevirim içi;https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/hak-is-yonetim-kurulundan-kidem-tazminati-aciklamasi-calisanlar-lehine-cozumleri-tartismaya-haziriz/1893413
29.06.2020
4- Çevirim içi; http://www.turkis.org.tr/dosya/2bXXu30p4MV2.pdf 23.06.2020
5-Çevirim içi; https://www.tisk.org.tr/tr/e-yayinlar/tiskin_temel_gorus_ve_onerileri/pdf_tiskin_temel_gorus_ve_onerileri.pdf
23.06 2020
6- Çevirim içi; https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/son-dakika-bakan-selcuktan-flas-kidem-tazminati-aciklamasi-6237325
23.06.2020
NOT:https://www.muhasebenews.com/kidem-tazminati-tamamlayici-emeklilik-ve-calisma-hayatina-etkileri-2/#google_vignette
yayınlanmıştır.
Yorumlar (0)