Merkez
ve şubeler arasındaki cari hesaplarda faiz ve adatlandırma, muhasebe
uygulamasının yanı sıra vergi hukuku açısından da dikkatle değerlendirilmesi
gereken bir konudur. Cari hesap bakiyesinin tek başına faiz hesaplama zorunluluğu
doğurup doğurmadığı, işlemin hukuki niteliğine ve tarafların aynı tüzel
kişiliğe sahip olup olmadığına bağlıdır. Bu çalışmada, konu ilgili mevzuat ve
Gelir İdaresi özelgeleri çerçevesinde ele alınarak uygulamada
karşılaşılabilecek tereddütlerin giderilmesi ve meslek mensuplarına yol
gösterilmesi amaçlanmıştır.
Giriş
İşletmelerin merkezleri ile şubeleri arasında yapılan
para aktarımları, gider karşılamaları ve nakit denkleştirmeleri çoğu zaman cari
hesaplarda izlenir. Bu hesapların borç bakiyesi vermesi veya uzun süre
kapatılmaması, adat faizi hesaplanmasını zorunlu kılar mı? Hesap bakiyesinin
değerlenmesi gerekir mi? Bu soruların yanıtı, yalnızca muhasebe hesabına değil,
işlemin hukuki niteliğine bağlıdır.
Temel ayrım şudur: Aynı tüzel kişiliğin Türkiye'deki
merkezi ile şubesi arasındaki iç fon aktarımı, ayrı tüzel kişiliğe sahip iki
şirket arasındaki finansman işlemiyle aynı değildir. Yurt dışındaki ana merkez
ile Türkiye'deki şube bakımından ise ayrıca değerlendirilmesi gereken vergisel
hükümler bulunmaktadır.
1.
Adatlandırmada ilk soru, Taraflar kim?
Adat, bir tutarın belirli bir süre kullanılması
esasına göre faiz hesaplamasına dayanak olan tutar-zaman ilişkisidir. Ancak
adat hesabı yapmak ile hukuken faiz doğuran bir işlemin bulunması farklı
konulardır.
Aynı şirkete ait merkez ile şube arasında 2.000.000 TL
aktarılmış ve tutar şubenin giderlerinde kullanılmışsa, bu işlem yalnızca cari
hesapta borç bakiyesi oluştuğu için iki ayrı kişi arasındaki faizli borç verme
işlemine dönüşmez. Şube, aynı tüzel kişiliğin işyeri niteliğindeki organizasyon
birimidir. Dolayısıyla salt iç fon aktarımından hareketle otomatik adat faizi
hesaplanması gerektiği sonucuna varılamaz.
Buna karşılık, merkez ve şube olarak adlandırılan
birimler gerçekte ayrı şirketlerse, işlemin niteliği değişir. İlişkili
şirketler arasındaki faizsiz veya emsallere aykırı koşullarla gerçekleştirilen
finansman, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13'üncü maddesindeki transfer
fiyatlandırması hükümleri yönünden incelenebilir.¹
2. Hesap
işleyişi ve muhasebe kaydı
Aşağıdaki örnek, Türkiye'deki aynı tüzel kişiliğe ait
merkez ile şube arasındaki TL cinsinden fon aktarımını göstermektedir.
Örnek: Merkez,
şubenin faaliyet giderlerini karşılamak üzere banka hesabından 2.000.000 TL
göndermiştir. Şube bu tutarı kendi banka hesabına almıştır.
Merkez kayıtları
|
Hesap |
Borç (TL) |
Alacak (TL) |
|
393 Merkez ve Şubeler Cari Hesabı |
2.000.000 |
|
|
102 Bankalar |
2.000.000 |
Şube kayıtları
|
Hesap |
Borç (TL) |
Alacak (TL) |
|
102 Bankalar |
2.000.000 |
|
|
393 Merkez ve Şubeler Cari Hesabı |
2.000.000 |
Not: Kayıtlar, merkez ve şubenin
ayrı muhasebe birimleri olarak izlenmesi varsayımıyla örneklenmiştir.
Hesapların borç/alacak yönü, işletmenin kullandığı hesap planı ve kayıt
sistemine göre uyarlanmalıdır.
Şube, aldığı paranın 300.000 TL'sini kira ve diğer
faaliyet giderlerinde kullandığında, ilgili giderler kendi niteliklerine uygun
hesaplara kaydedilir; karşılığında banka hesabı alacaklandırılır. Fon
aktarımının kendisi gider değildir. Giderin indirilebilirliği, belgenin ve
harcamanın niteliğine göre ayrıca belirlenir.
3. GİB özelgeleri ne söylüyor?
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığının 18.08.2020 tarihli
ve E-27575268-105[280-2019-224]-216797 sayılı özelgesi, yurt dışındaki merkezi
İtalya'da bulunan bir şirketin Türkiye şubesine giderlerini karşılamak amacıyla
yaptığı para aktarımlarını ele almaktadır. İdare, mal ve hizmet alım satımından
kaynaklanmayan para hareketlerine ilişkin cari hesap bakiyelerinin gerçek
alacak ve borç niteliği taşımadığı gerekçesiyle değerlemeye tabi tutulmasına
gerek bulunmadığını açıklamıştır. Buna karşılık, fatura düzenlenerek yapılan
mal teslimi ve hizmetlerden doğan dövizli alacak ve borçların değerlenmesi ve
kur farklarının gelir veya gider hesaplarıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini
belirtmiştir.²
Bu özelge, cari hesap bakiyesinin değerlemesi
hakkındadır; doğrudan adat faizi hesaplanmasına ilişkin bir hüküm değildir. Bu
nedenle faiz konusunda kapsamı aşan bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Ayrıca İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 02.05.2012
tarihli B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 3-1498 sayılı özelgesi, yurt dışındaki ana
merkez tarafından Türkiye şubesine sağlanan kredi için ödenen faizleri
incelemektedir. Özelgede, kredi ilişkisinin örtülü sermaye ve transfer
fiyatlandırması hükümleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır.³
Bu durum, olağan fon aktarımı ile faizli kredi işleminin aynı kabul
edilemeyeceğini gösterir.
4. Kur
farkı, faiz ve vergi incelemesi
Faiz, finansman karşılığıdır; kur farkı ise döviz
kurundaki değişimden kaynaklanır. Bu iki kavram birbirine karıştırılmamalıdır.
Vergi Usul Kanunu'nun 280'inci maddesi yabancı para
ile yabancı para cinsinden alacak ve borçların değerlemesini düzenler. Ancak
önce hesap bakiyesinin gerçek bir alacak veya borç niteliği taşıyıp taşımadığı
belirlenmelidir.²
Vergi incelemesinde şu üç kontrol özellikle önemlidir:
- İşlemin tarafları: Aynı
tüzel kişilik mi, ayrı şirketler mi, yoksa yabancı ana merkez ile Türkiye
şubesi mi?
- İşlemin niteliği: Olağan
fon aktarımı mı, mal veya hizmet borcu mu, yoksa faizli kredi mi?
- Belgelendirme: Banka dekontları, gider
belgeleri, cari hesap mutabakatları ve varsa finansman sözleşmesi mevcut
mu?
Ayrı şirketler arasındaki finansman ilişkilerinde KVK
m. 13; örtülü sermaye şartlarının oluştuğu durumlarda ise KVK m. 12 ve 11
ayrıca incelenmelidir. Yurt dışındaki ana merkez ile Türkiye şubesi arasındaki
faizli kredi işlemlerinde, dar mükellefiyete ilişkin hükümler ve ilgili çifte
vergilendirmeyi önleme anlaşması da somut olayın özelliklerine göre
değerlendirilmelidir.³
Sonuç
Merkez–şube cari hesabında borç bakiyesi bulunması,
tek başına adat faizi hesaplanmasını gerektirmez. Aynı tüzel kişiliğin merkez
ve şubeleri arasındaki olağan fon aktarımı ile ayrı tüzel kişiler arasındaki
finansman işlemi hukuken farklıdır. Bununla birlikte, yurt dışındaki ana
merkezden Türkiye şubesine sağlanan faizli kredi, yalnızca iç hesaplaşma olarak
nitelendirilerek geçiştirilemez; ilgili vergi hükümleri ayrıca incelenmelidir.
Meslek mensubunun temel görevi, her cari hesaba
otomatik faiz yürütmek değil; işlemin gerçek niteliğini belirlemek, kayıtları
karşılıklı mutabık tutmak ve faiz, değerleme ve vergi sonuçlarını buna göre
değerlendirmektir.
Dipnotlar
- 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m. 13,
transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı.
- Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, 18.08.2020 tarih
ve E-27575268-105[280-2019-224]-216797 sayılı özelge. GİB özelge metni; 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu, m. 258, 259 ve 280.
- İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 02.05.2012
tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 3-1498 sayılı özelge, ana merkez
tarafından Türkiye şubesine verilen kredi için ödenen faiz giderleri. Özelge metni; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi
Kanunu, m. 11, 12, 13 ve 30.
Yorumlar (0)