Gelir İdaresi Başkanlığının, İstanbul Defterdarlığı Gelir ve
Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğünce 6 Mayıs 2026 tarihinde
E-62030549-120[40-2024]- sayı ile verilen özelgede, bir akaryakıt
istasyonunda müşterinin aracında meydana gelen hasar nedeniyle işletme
tarafından ödenen bedelin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate
alınamayacağı sonucuna varılmıştır.
Olayda akaryakıt istasyonunun girişinde bulunan yağmur suyu
ızgarası yoldan geçen bir araç nedeniyle yerinden çıkmış, daha sonra yakıt
almak üzere istasyona gelen başka bir araç, dik durumda bulunan ızgaraya
çarparak hasar görmüştür. İşletme, müşterisinin zararını karşılamış ve üçüncü
şahıs mali sorumluluk sigortası kapsamında sigorta şirketine başvurmuştur.
İstanbul Defterdarlığı ise ödemenin
mukavelenameye, ilama veya kanun emrine dayanmadığı gerekçesiyle
GVK'nın 40/3. maddesi kapsamında gider kabul edilemeyeceğine ve KVK'nın 11/1-g
hükmü nedeniyle kurum kazancından indirilemeyeceğine karar vermiştir.
Kanaatimizce özelgenin vardığı sonuç tartışmaya
açıktır.Çünkü olay yalnızca “müşteriye ödenen bir tazminat”
olarak ele alındığında farklı, işletmenin ticari organizasyonunun bütünü içinde
değerlendirildiğinde ise farklı bir hukuki sonuç ortaya çıkmaktadır.
1. Önce soruyu doğru sormak gerekir
Vergi hukukunda bir ödemenin niteliğini belirlerken yalnızca
ödemenin adına bakmak yeterli değildir. VUK'nın 3/B maddesinde
vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek
mahiyetinin esas olduğu kabul edilmiştir. GİB de kendi özelgelerinde
bu ilkeye açıkça atıf yapmaktadır. (5)
Dolayısıyla burada sorulması gereken soru: “Müşteriye
ödenen para tazminat mıdır?” değil; “Bu ödeme, işletmenin
ticari faaliyetinin yürütülmesi ve elde edilmesi için zorunlu hale gelen bir
işletme gideri niteliğinde midir?” olmalıdır.
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü GVK 40'ın
sistematiğinde iki ayrı düzenleme bulunmaktadır.
Birincisi 40/1'dir: “Ticari kazancın elde edilmesi
ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler.”
İkincisi ise 40/3'tür: “İşle ilgili olmak şartıyla,
mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve
tazminatlar.”
Özelgenin temel yaklaşımı, olayda 40/3'ün koşullarının
gerçekleşmediği noktasında kurulmuştur. Ancak burada 40/1'in ayrıca
değerlendirilmesi gerekir.
2. GVK 40/1 neden önemlidir?
Kurumlar vergisi mükelleflerinin safi kurum kazancının
tespitinde Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanca ilişkin hükümleri
uygulanmaktadır. KVK'nın 6. maddesi bu sistemi açıkça
kurmaktadır. Dolayısıyla kurum kazancının tespitinde GVK'nın 40. maddesindeki
gider hükümleri önem taşımaktadır.
GİB'in kendi özelgelerinde de GVK 40/1 kapsamında genel
giderlerin, ticari organizasyona bağlı olarak yapılan ve ticari kazancın elde
edilmesi ve idamesiyle ilişkili bulunan işletme giderleri olduğu
belirtilmektedir. GİB, bir giderin genel gider kabul edilebilmesi için harcama
ile iş arasında açık ve güçlü bir illiyet bağı bulunmasını
aramaktadır.(5) (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Başka bir ifadeyle; 40/1 yalnızca işletmenin
elektrik, kira, personel veya kırtasiye giderlerinden ibaret değildir. Ticari
faaliyetin niteliği gereği ortaya çıkan ve işletmenin faaliyetinin devamını
sağlayan giderler de bu kapsamda değerlendirilebilir.
3. Akaryakıt istasyonunda müşteri ilişkisi işletmenin
faaliyetinin bir parçasıdır
Somut olay bu açıdan önemlidir. Akaryakıt istasyonu
yalnızca “yakıt satan” bir yer değildir. Müşteri
işletmenin işyerine girer, aracını istasyon alanına getirir, yakıt alır ve
işletmenin oluşturduğu fiziki alanı kullanır.Dolayısıyla müşterinin işletme
alanında güvenli biçimde hizmet alabilmesi, ticari faaliyetin doğal bir
unsurudur.
Müşterinin kendi kusurundan kaynaklanmayan ve işletmenin
faaliyet alanında meydana gelen olağanüstü bir olay sonucunda aracının zarar
görmesi halinde işletmenin önünde iki seçenek bulunmaktadır:
Birincisi: “Benim hukuken tazminat ödeme
yükümlülüğüm yok, mahkeme kararını bekleyin.”
İkincisi:“Müşterimin uğradığı zararı
karşılayarak ticari ilişkiyi, müşteri güvenini ve işletmenin faaliyetinin
devamlılığını koruyacağım.”
Ticari hayatın gerçekliği ikinci davranışın son derece doğal
olduğunu göstermektedir.Üstelik olayda işletme, müşterinin zararına sebep olan
olağanüstü durumu kendi ticari alanında yaşamıştır.Bu nedenle yapılan ödeme ile
ticari faaliyet arasında soyut değil, somut bir illiyet bağı bulunmaktadır.
4. “Tazminat” ile “ticari gider” arasındaki ayrım
Buradaki kritik nokta budur.Bir işletmenin üçüncü kişiye
yaptığı her ödeme, sırf zarar karşılığı olduğu için otomatik olarak GVK 40/3
kapsamındaki tazminat olarak değerlendirilmemelidir.
Çünkü GVK 40/1 ile 40/3 farklı hukuki durumları
düzenlemektedir.40/3, belirli şartlara bağlı olarak zarar, ziyan ve
tazminatların gider yazılmasına izin vermektedir.40/1 ise daha genel bir hüküm
olarak, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan
genel giderleri kapsamaktadır.
Bu nedenle bir ödemenin 40/3 kapsamında gider kabul
edilememesi, otomatik olarak 40/1 kapsamında da gider kabul edilemeyeceği
anlamına gelmemelidir.Aksi yaklaşım, 40/1'in kapsamını gereğinden fazla
daraltır.Nitekim GİB'in kendi uygulamasında da genel gider değerlendirmesinde
işle gider arasındaki illiyet bağı temel ölçütlerden biri olarak kabul
edilmektedir.(5) (Gelir İdaresi Başkanlığı)
5. KVK 11/1-g bu olaya gerçekten uygulanabilir mi?
Özelgenin en tartışmalı taraflarından biri de KVK 11/1-g'nin
uygulanış biçimidir. KVK 11/1-g'de;“sözleşmelerde ceza şartı olarak
konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının,
yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar
tazminat giderleri” kurum kazancının tespitinde kabul edilmeyen
giderler arasında sayılmıştır.Burada dikkat edilmesi gereken kelime “suçlarından” kelimesidir.
Somut olayda müşterinin aracındaki zarar;
- Şirketin
kendisinin işlediği bir suçtan,
- Şirket
ortağının suçundan,
- Şirket
yöneticisinin suçundan,
- Şirket
çalışanının suçundan
kaynaklanmamaktadır.
Olayın anlatımında herhangi bir suç fiili de
bulunmamaktadır. Yağmur suyu ızgarasının üçüncü bir aracın çarpması nedeniyle
yerinden çıkması ve ardından müşterinin aracının zarar görmesi söz konusudur.
Dolayısıyla KVK 11/1-g'nin doğrudan uygulanabilmesi için gerekli olan “kurumun
kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin veya çalışanlarının suçundan doğan
zarar” unsuru ayrıca ve açık biçimde ortaya konulmalıdır.
GİB'in eski özelgelerinde de 11/1-g kapsamında yapılan
değerlendirmelerde özellikle kurumun kusuru veya suçundan kaynaklanan zarar ile
gider arasındaki ilişki üzerinde durulduğu görülmektedir.(6) (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Bu nedenle somut olayda 11/1-g'nin uygulanması ayrıca
tartışılmalıdır.
6. GİB'in kendi özelgeleri 40/1 açısından daha geniş bir
alan açıyor
Burada önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır. GİB bir
taraftan GVK 40/3 kapsamında: “mukavelename, ilam veya kanun emri” şartını
aramaktadır. Ancak diğer taraftan 40/1 uygulamasında ticari organizasyona bağlı
giderleri kabul etmekte ve gider ile kazancın elde edilmesi arasında açık ve
güçlü illiyet bağı bulunmasını yeterli bir ölçüt olarak değerlendirmektedir.(6)
(Gelir İdaresi Başkanlığı)
Örneğin GİB, müşterilerin işletmenin ürettiği
ürünleri yerinde görebilmeleri amacıyla müşteriler adına yapılan uçak bileti
harcamalarının, gerekli şartların bulunması halinde GVK 40/1 kapsamında gider
kabul edilebileceğini belirtmiştir. (6) (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü burada da işletmenin müşterisi
lehine yaptığı bir ödeme söz konusudur. Ödemenin ekonomik gerekçesi, işletmenin
ticari faaliyetinin yürütülmesi ve müşteri ilişkilerinin
sürdürülmesidir. Dolayısıyla “müşteriye yapılan ödeme” kavramının
tek başına gider reddi için yeterli olmadığı görülmektedir.
7. Marka değeri tek başına yeterli değildir; fakat ticari
illiyetin göstergesidir
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus vardır.“Marka
değerini korumak için ödeme yaptım” demek tek başına gider yazmak için yeterli
değildir. Vergi hukukunda subjektif gerekçeler yerine somut
ekonomik ve ticari ilişkinin belgelenmesi gerekir.
Ancak somut olayda;
- Müşterinin
işletme alanında bulunması,
- Zararın
işletme faaliyetinin yürütüldüğü alanda meydana gelmesi,
- Müşterinin
kendi kusurunun bulunmaması,
- Zararın
işletmenin sunduğu hizmet süreci sırasında ortaya çıkması,
- İşletmenin
müşterinin zararını karşılaması,
- Ödemenin
belgelendirilmesi,
- Üçüncü
şahıs mali sorumluluk sigortasının bulunması,
- Sigorta
şirketinden tahsil edilen bedelin gelir olarak kaydedilmesi
birlikte değerlendirildiğinde, ödeme ile ticari faaliyet
arasındaki bağ oldukça güçlü hale gelmektedir. Dolayısıyla marka ve müşteri
güveni burada giderin tek hukuki dayanağı değil; ticari illiyet bağını
güçlendiren ekonomik gerekçelerdir.
8. Sigorta yapılmış olması da olayın ticari niteliğini
güçlendiriyor
Somut olayın belki de en önemli unsurlarından biri üçüncü
şahıs mali sorumluluk sigortasıdır. İşletme, üçüncü kişilerin uğrayabileceği
zararlar bakımından sigorta yaptırmıştır. Bu durum, işletmenin söz konusu riski
ticari faaliyetinin doğal bir unsuru olarak gördüğünü göstermektedir.
Başka bir ifadeyle işletme;“Müşterinin zarar görmesi
halinde ortaya çıkabilecek ekonomik sonucu ticari faaliyetimin bir riski olarak
yönetiyorum.” demektedir.
Sigorta primi ticari faaliyetin gideri olarak kabul
edilirken, aynı riskin gerçekleşmesi sonucunda müşteriye yapılan ödemenin
hiçbir koşulda ticari gider sayılamayacağı şeklindeki yaklaşım ekonomik
bütünlük bakımından ayrıca sorgulanmalıdır.
Dahası GİB'in bir özelgesinde, işletmenin faaliyetinde
meydana gelen araç hasarı nedeniyle ödenen ve sigorta şirketinden tahsil edilen
masrafların sigorta şirketine yansıtılmasına ilişkin muhasebe ve KDV boyutu
ayrıca değerlendirilmiştir. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Bu da sigorta ilişkisi ile işletme faaliyetinden doğan hasar
arasındaki ekonomik bağın vergi uygulamasında dikkate alındığını
göstermektedir.
9. VUK açısından olayın gerçek mahiyeti araştırılmalıdır
VUK 3/B'nin temel ilkesi burada önem kazanmaktadır.Vergi
hukukunda şekil değil, işlemin gerçek mahiyeti esas alınır. Bu nedenle
işletmenin müşteriye yaptığı ödemenin; “hasar tazminatı” olarak adlandırılması
tek başına yeterli değildir.
Ödemenin neden yapıldığına bakılmalıdır.
Eğer ödeme;
- İşletmenin
faaliyet alanında meydana gelen,
- Müşterinin
kusurundan kaynaklanmayan,
- İşletmenin
ticari faaliyetinin devamı sırasında ortaya çıkan,
- Müşteri
ile işletme arasındaki ticari ilişkinin korunması amacı taşıyan,
- Belgeye
dayanan,
- Gerçek
bir zararın karşılanmasına yönelik bulunan
bir ekonomik işlem ise, işlemin gerçek mahiyeti itibarıyla
GVK 40/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülebilir.
GİB de VUK 3/B'nin gerçek mahiyet ilkesini kendi
özelgelerinde açıkça uygulamaktadır. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
10. Ancak bir sınır çizmek zorundayız
Bu görüş, işletmelerin müşterilerine yaptıkları her türlü
ödemeyi gider yazabilecekleri anlamına gelmez. Aksine çok sıkı bir ispat
sistemi kurulmalıdır.
Gider olarak dikkate alınabilmesi için en azından;
- Olayın
işletme faaliyeti sırasında meydana geldiğinin,
- Müşterinin
kusurunun bulunmadığının,
- Zararın
gerçek olduğunun,
- Zarar
ile işletme faaliyeti arasında doğrudan illiyet bağının bulunduğunun,
- Ödeme
tutarının makul ve gerçek olduğunun,
- Ödemenin
belgeye dayandığının,
- İşletmenin
ticari faaliyeti açısından makul bir gerekçeye sahip olduğunun,
- Herhangi
bir muvazaa veya örtülü kazanç aktarımının bulunmadığının,
- Sigorta
tazminatı varsa bunun ayrıca muhasebeleştirildiğinin
kanıtlanması gerekir. Bu şartların bulunmadığı
durumlarda gider iddiasının zayıflayacağı açıktır.
10.Sonuç
Vergi hukukunda “tazminat” kelimesine takılıp kalmamak
gerekir. 6 Mayıs 2026 tarihli E-62030549-120[40-2024]- sayılı özelge,
mevcut GİB yaklaşımı açısından anlaşılabilir bir sonuca dayanmaktadır: GVK
40/3'teki “mukavelename, ilam veya kanun emri” koşulu
yerine getirilmemiştir.
Fakat tartışma burada bitmemelidir. Çünkü vergi hukukunun
sorusu yalnızca: “Bu ödeme 40/3'e giriyor mu?” değildir.
Asıl soru: “Bu ödeme 40/1 kapsamında ticari kazancın
elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmış bir gider midir?” olmalıdır.
Somut olayda müşterinin uğradığı zarar, işletmenin ticari
faaliyet alanında meydana gelmiş; müşteri bu zararın oluşmasında kusurlu
olmamış; işletme müşteri güveninin ve ticari ilişkinin devamı amacıyla zararı
karşılamış ve ayrıca üçüncü şahıs mali sorumluluk sigortası yaptırmıştır.
Bu şartlar altında ödemenin yalnızca “tazminat” olarak
nitelendirilip GVK 40/3'teki şartlar gerçekleşmediği gerekçesiyle tamamen gider
dışı bırakılması, GVK 40/1'in genel gider hükmünün ayrıca
değerlendirilmemesi nedeniyle eksik bir vergisel nitelendirme olarak
görülebilir.
Özellikle KVK 11/1-g açısından ise daha güçlü bir itiraz söz
konusudur. Zira bu bentte kabul edilmeyen zarar tazminatları, kurumun
kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin veya çalışanlarının suçlarından
doğan maddi ve manevi zararlarla sınırlandırılmıştır. Somut olayda
böyle bir suç ilişkisinin bulunduğu ortaya konulmadan 11/1-g'nin uygulanması
hukuken tartışmalıdır. GİB'in bazı özelgelerinde ise 11/1-g uygulamasının
kurumun kusuru ve suçundan kaynaklanan zararlarla ilişkilendirildiği
görülmektedir. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Bu nedenle kanaatimizce daha isabetli yaklaşım şudur:
Müşterinin kendi kusurundan kaynaklanmayan, işletmenin
ticari faaliyetinin yürütüldüğü alan ve hizmet süreci içerisinde meydana gelen
olağanüstü bir olay nedeniyle uğradığı gerçek zararın, işletme tarafından
ticari ilişkinin ve faaliyetin devamını sağlamak amacıyla karşılanması; olayın
gerçek mahiyeti, güçlü illiyet bağı, belgelendirme, makuliyet ve KVK
11/1-g'deki suç unsuru birlikte değerlendirilmek suretiyle GVK 40/1 kapsamında
gider olarak kabul edilebilir.
Vergi hukukunda işletmenin gerçekliği yalnızca kasa, fatura
ve sözleşmeden ibaret değildir.
Ticari hayat aynı zamanda risk, güven ve süreklilik
üzerine kuruludur. Müşterisinin kusuru olmayan bir zararı karşılayan
işletme, her zaman “başkasının zararını üstlenen” bir kurum
değildir. Bazen kendi ticari faaliyetinin devamlılığını, müşteri ilişkisini ve
ekonomik itibarını korumaktadır.
Vergi hukuku ticari hayatın gerçekliğini esas alıyorsa, bu
gerçekliğin de vergilendirme bakımından görülmesi gerekir.
Kaynak ve dayanaklar
- 193
sayılı Gelir Vergisi Kanunu, özellikle m. 37, 38, 40.
- 5520
sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, özellikle m. 6 ve 11.
- 213
sayılı Vergi Usul Kanunu, özellikle m. 3/B ve 227.
- 1
Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği.
- GİB
özelgeleri: genel giderlerde illiyet bağı ve ticari organizasyona bağlı
gider yaklaşımı. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
- GİB
özelgeleri: GVK 40/3 ve KVK 11/1-g uygulaması. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
- GİB
özelgesi: işletme faaliyetindeki hasarın sigorta şirketine yansıtılması. (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Yorumlar (0)