İstanbul ve çevre illerde
etkili olan yoğun yağışlar ve sel baskınları, çok sayıda işletmenin ticari
mallarında, iş yerlerinde ve kayıtlarında önemli zarar ve kayıplara yol
açabilmektedir. Doğal afetlerin neden olduğu bu kayıplar, işletmeler açısından
yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda vergi mevzuatı bakımından da
dikkatle ele alınması gereken bir konudur.
Giriş
Yangın, deprem ve sel gibi doğal afetler, işletmelerin
yalnızca fiziksel varlıklarında değil, stoklarında, muhasebe kayıtlarında ve
vergi yükümlülüklerinde de önemli kayıplara yol açmaktadır. Böyle durumlarda
işletmelerin karşılaştığı temel sorun, uğranılan zararın nasıl belgeleneceği,
ticari kazancın tespitinde nasıl dikkate alınacağı ve daha önce indirim konusu
yapılan katma değer vergisinin akıbetinin ne olacağıdır.
Vergi mevzuatı, doğal afetlerden kaynaklanan kayıpları
bütünüyle mükellefin üzerinde bırakmamaktadır. Bununla birlikte, zararın vergi
matrahından indirilebilmesi ve ilgili vergi avantajlarından yararlanılabilmesi,
olayın usulüne uygun biçimde belgelendirilmesine ve ilgili kanun hükümlerinin
doğru uygulanmasına bağlıdır.
Bu çerçevede, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK), 193
sayılı Gelir Vergisi Kanunu (GVK), 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) ve
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK) hükümlerinin birlikte
değerlendirilmesi gerekir.
1. Vergi
Usul Kanunu Yönünden: Zararın Tespiti ve Emtianın Değerlemesi
1.1. Takdir
komisyonuna başvuru
VUK’un 258’inci maddesinde değerleme, vergi
matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespiti
olarak tanımlanmıştır. Kanun’un 278’inci maddesi ise yangın, deprem ve su
basması gibi afetler nedeniyle iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış meydana
gelen emtianın emsal bedeliyle değerleneceğini hükme bağlamaktadır.[1]
Bu düzenlemenin uygulanmasında öncelikle iki durumun
birbirinden ayrılması gerekir.
Birinci durumda, mallar fiziken mevcut olmakla
birlikte sel nedeniyle hasar görmüş ve ekonomik değerlerinin bir bölümünü
kaybetmiştir. Örneğin, maliyet bedeli 100.000 TL olan ticari malların sel
sonrasında 25.000 TL değerinde kullanılabilir veya satılabilir durumda kaldığı
tespit edilmişse, emtianın değer kaybı VUK’un 267 ve 278’inci maddeleri
çerçevesinde değerlendirilir. Emsal bedelin takdir esasına göre belirlenmesi
gereken bu durumda takdir komisyonuna başvurulmalıdır. Komisyonun belirlediği
değer, malın kayıtlı değeri ile karşılaştırılarak değer kaybı hesaplanır.[2]
İkinci durumda ise mallar tamamen yok olmuş veya
ekonomik değerlerini bütünüyle kaybetmiştir. Bu durumda yalnızca değer
düşüklüğünden değil, malın fiilen zayi olmasından söz edilir. Dolayısıyla, fizikken
mevcut ancak değeri azalmış mallara ilişkin VUK’un 278’inci maddesi uygulaması
ile tamamen yok olmuş malların stoklardan çıkarılması ve zararının
belgelendirilmesi aynı işlem gibi değerlendirilmemelidir.
Mükellefler, zararın kapsamını ortaya koymak üzere
olay yeri tespit tutanakları, itfaiye raporları, belediye veya ilgili kamu
kurumlarının tespitleri, sigorta eksperi raporları, fotoğraflar, stok listeleri
ve diğer kanıtlayıcı belgeleri muhafaza etmelidir. Bu belgeler zararın
gerçekliğini ve kapsamını ortaya koymaya yardımcı olur; ancak VUK kapsamında
takdir komisyonu kararı gereken durumlarda bu kararın yerini kendiliğinden
tutmaz.
Başvuru süresi konusunda da dikkatli
olunmalıdır. VUK’un 278’inci maddesinde takdir komisyonuna
başvurunun her durumda yılsonuna kadar yapılmasını zorunlu kılan özel bir hüküm
bulunmamaktadır. Başvurunun geciktirilmemesi, özellikle hasarın ve emtianın
durumunun sağlıklı biçimde tespiti bakımından önemlidir. Başvuru zamanı, olayın
niteliği ve ilgili değerleme dönemi dikkate alınarak belirlenmelidir.
1.2. Defter
ve belgelerin zayi olması
Sel nedeniyle muhasebe defterleri, faturalar,
irsaliyeler ve diğer ticari belgeler de zarar görebilir. Bu durumda, ticari
defter ve belgelerin zayi olduğunun hukuken belgelendirilmesi gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 82’nci maddesinin
yedinci fıkrasına göre, saklanması zorunlu defter ve belgeleri yangın, su
baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet nedeniyle zayi olan tacir, ziyaı
öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde işletmesinin bulunduğu yerdeki
yetkili mahkemeden zayi belgesi isteyebilir.[3]
Bu süre hak kaybına yol açabilecek nitelikte
olduğundan başvuru geciktirilmemelidir. Zayi belgesi, belgelerin ibraz edilememesinin
nedenini açıklayan önemli bir hukuki dayanaktır. Bununla birlikte, belgenin
alınması mükellefin bütün vergi ödevlerinden ve olası incelemelerden
kendiliğinden muaf olduğu anlamına gelmez.
VUK’un 13’üncü maddesi, vergi ödevlerinin yerine getirilmesine
engel olacak derecede ağır yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetleri
ve kişinin iradesi dışındaki nedenlerle defter ve belgelerinin elinden
çıkmasını mücbir sebep kapsamında düzenlemiştir. Kanun’un 15’inci maddesine
göre mücbir sebep nedeniyle sürelerin işlememesi, ilgili koşulların
gerçekleşmesine ve mücbir sebebin ispat veya tevsik edilmesine bağlıdır.[4]
Dolayısıyla, zayi belgesi alınması yanında mücbir
sebebin vergi ödevlerine etkisi, ilgili belgelerin durumu ve vergi idaresine
yapılması gereken bildirimler ayrıca değerlendirilmelidir.
2. Gelir
Vergisi ve Kurumlar Vergisi Yönünden: Zararın Giderleştirilmesi
Ticari kazancın tespitinde temel ilke, işletmenin
gerçek gelir ve giderlerinin ilgili mevzuat hükümlerine uygun biçimde
belirlenmesidir. GVK’nın 38’inci maddesi bilanço esasına göre ticari kazancın
tespitini düzenlerken, 40’ıncı madde ticari kazancın elde edilmesi ve idame
ettirilmesi için yapılan indirilebilir giderleri belirlemektedir. KVK’nın 6’ncı
maddesi uyarınca kurum kazancı da kural olarak GVK’nın ticari kazanca ilişkin
hükümlerine göre tespit edilir.[5]
Doğal afet nedeniyle meydana gelen emtia kayıpları,
gerçekliği ve tutarı usulüne uygun biçimde ortaya konulduğu ölçüde ticari
kazancın tespitinde dikkate alınabilir. Ancak zararın kayıtlara alınması,
emtianın niteliğine ve olayın sonucuna uygun şekilde yapılmalıdır.
Örneğin, maliyet bedeli 100.000 TL olan ticari
malların sel nedeniyle hasar gördüğünü ve takdir komisyonunca kalan emsal
bedelinin 25.000 TL olarak belirlendiğini varsayalım. Mallar hâlen mevcutsa,
75.000 TL tutarındaki değer kaybı ilgili mevzuata uygun şekilde hesaplanır ve
muhasebe kayıtlarına alınır.
Buna karşılık mallar tamamen yok olmuşsa, stoklarda
mevcut olmayan bu malların maliyet bedelinin stok hesabında tutulmaya devam
edilmesi doğru değildir. Kayıtlardan çıkarma işlemi, zayi olma durumunu
doğrulayan belgeler ve uygulanabilir vergi mevzuatı çerçevesinde yapılmalıdır.
Burada önemli olan, aynı zarar tutarının hem
stoklardan çıkarma yoluyla hem de ayrıca karşılık veya gider kaydıyla ikinci
kez giderleştirilmemesidir. Muhasebe kayıtları, ekonomik kaybı bir kez
yansıtmalı; hasar gören malların hurda veya artık değeri bulunuyorsa bu değer
de dikkate alınmalıdır.
Ayrıca sigorta şirketinden tazminat alınması veya üçüncü
kişilerden zarar karşılığı tahsilat yapılması durumunda, tazminatın ve zararın
vergi matrahına etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. İşletmenin net ekonomik
kaybı ile vergi mevzuatına göre hesaplanan gider tutarı her durumda aynı
olmayabilir.
Sonuç olarak, sel nedeniyle meydana gelen zararın
gider yazılabilmesi yalnızca bir muhasebe fişi düzenlenmesine bağlı değildir.
Zararın gerçekliği, tutarı, malın kalan değeri, uygun değerleme yöntemi ve
belgelerin yeterliliği birlikte ele alınmalıdır.
3. Katma
Değer Vergisi Yönünden: Zayi Olan Malların KDV’si
Doğal afetler nedeniyle zayi olan malların KDV’si
bakımından özel bir düzenleme bulunmaktadır. KDVK’nın 30/c maddesi, deprem ve
sel felaketi nedeniyle zayi olan mallara ait KDV için indirim hakkını koruyan
bir istisna getirmiştir. Yangın bakımından ise kanunda, Hazine ve Maliye
Bakanlığınca yangın sebebiyle mücbir sebep ilan edilen yerlerdeki yangın sonucu
zayi olan mallara ilişkin özel koşul bulunmaktadır.[6]
Bu nedenle, sel felaketi sonucu zayi olan ticari
malların alımı sırasında yüklenilmiş ve daha önce indirim konusu yapılmış
KDV’nin, sırf sel nedeniyle mallar zayi oldu diye indirim hesaplarından
çıkarılması gerekmez. Bu sonuç, KDVK’nın 30/c maddesindeki açık istisnadan
kaynaklanmaktadır.
Bununla birlikte, KDV yönünden doğal afet istisnası
ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden zarar indiriminin koşulları
birbirinden farklıdır. Malların sel nedeniyle zayi olduğunun belgelendirilmesi,
stok ve muhasebe kayıtlarının doğru tutulması ve yüklenilen KDV’nin ilgili mal
ve alış belgeleriyle ilişkilendirilebilmesi önem taşır.
Ayrıca her kullanılamaz hâle gelen mal, otomatik
olarak sel istisnası kapsamında değerlendirilemez. Örneğin, kullanım süresi
geçtiği için imha edilen veya işletmenin olağan faaliyetleri sırasında ekonomik
değerini kaybeden mallar bakımından KDVK’nın 30/c maddesindeki genel kural
gündeme gelir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun kararlarında da zayi
mallara ilişkin KDV indirimi konusunda kanuni istisnaların ve olayın gerçek
niteliğinin dikkate alınması gerektiği görülmektedir.[7]
Bu nedenle işletmeler, doğal afet kaynaklı kayıpları
olağan stok fireleri, kullanım süresi dolan mallar veya başka nedenlerle imha
edilen mallarla aynı kategoride değerlendirmemelidir.
Sonuç
Sel, deprem ve yangın gibi doğal afetler nedeniyle
zarar gören işletmelerin vergi uygulamalarında ilk adım, zararın gecikmeden
tespit edilmesi ve kanıtlayıcı belgelerin toplanmasıdır. Fizikken mevcut ancak
değeri azalmış emtia ile tamamen zayi olmuş mallar ayrılmalı; değerleme ve
muhasebe kayıtları bu ayrıma göre yapılmalıdır.
İşletmelerin özellikle şu hususlara dikkat etmesi
gerekir:
1. VUK’un 267
ve 278’inci maddeleri kapsamında emsal bedel takdiri gereken durumlarda takdir
komisyonuna başvurulmalıdır.
2. Defter ve
belgeler zayi olmuşsa TTK’nın 82’nci maddesindeki 15 günlük başvuru süresi
gözetilerek zayi belgesi alınmalıdır.
3. Zarar, kalan
emsal değer ve varsa sigorta tazminatı dikkate alınarak gelir veya kurumlar
vergisi matrahında doğru biçimde değerlendirilmelidir.
4. Sel
nedeniyle zayi olan mallara ait KDV bakımından KDVK’nın 30/c maddesindeki
istisna uygulanmalı; ancak diğer nedenlerle zayi olan mallara ilişkin genel
kuralla karıştırılmamalıdır.
5. Zararın aynı
tutar üzerinden mükerrer giderleştirilmesinden kaçınılmalı ve bütün kayıtlar
birbirini doğrulayacak şekilde düzenlenmelidir.
Doğal afetin yol açtığı ekonomik kayıp işletme
açısından zaten ağır bir yük oluşturur. Vergi mevzuatının sağladığı haklardan
doğru biçimde yararlanmak ise ancak zamanında başvuru, güçlü belgelendirme ve
doğru muhasebe uygulamasıyla mümkündür.
Dipnotlar
ve birinci kaynaklar
[1] 213
sayılı Vergi Usul Kanunu, m. 258 ve 278. Kanunun güncel metni ve ilgili
hükümler için Gelir İdaresi Başkanlığının VUK
mevzuat sayfası incelenebilir.
[2] 213
sayılı VUK, m. 267 ve 278; Gelir İdaresi Başkanlığının kıymeti düşen malların
değerlemesine ilişkin özelge açıklamaları. Özellikle GİB'in
VUK 278 uygulamasına ilişkin özelgesi. Bu açıklamalarda, önemli değer
kaybına uğrayan malların emsal bedelinin takdir komisyonunca belirlenmesi ve
değer kaybının dönem kazancında dikkate alınması ele alınmaktadır.
[3] 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 82/7. Ticari defter ve belgelerin doğal afet
nedeniyle zayi olması durumunda mahkemeden belge istenmesine ve 15 günlük
başvuru süresine ilişkin düzenleme.
[4] 213
sayılı VUK, m. 13 ve 15. Mücbir sebepler ve mücbir sebepler nedeniyle sürelerin
işlememesi. Ayrıca Gelir İdaresi Başkanlığının mücbir
sebebe ilişkin açıklaması.
[5] 193
sayılı Gelir Vergisi Kanunu, m. 38 ve 40; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu,
m. 6. Ticari kazancın tespiti ve kurum kazancının hesaplanmasına ilişkin
hükümler. Kurumlar vergisi yönünden GVK'nın ticari kazanç hükümleri, KVK'nın
6'ncı maddesi aracılığıyla uygulanır.
[6] 3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, m. 30/c. İndirim konusu yapılamayan KDV'ye
ilişkin genel kural ile deprem, sel felaketi ve kanunda belirtilen koşullardaki
yangın istisnası için Gelir İdaresi Başkanlığının KDV
açıklamaları.
[7]
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E.2023/818, K.2025/58, 5.2.2025 tarihli
karar. Karar, kıymeti düşen mallar ile zayi olan mallar arasındaki ayrımı ve
KDV indirimi bakımından bu ayrımın önemini ortaya koymaktadır.
Yorumlar (0)