Kıdem Tazminatı Avansında Hukukun İki Farklı Yüzü

Önsöz

Aynı para… Aynı işçi… Aynı işveren… Ama iki farklı hukuk!

İşçi yıllarca çalışıyor. Henüz işten ayrılmamış. Ekonomik bir ihtiyacı nedeniyle işvereninden, gelecekte hak edeceği kıdem tazminatına mahsuben bir ödeme alıyor. Yargıtay bu ödemeye bakıyor ve diyor ki: “Bu kıdem tazminatı değildir; avanstır.” İş sözleşmesi ileride kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ererse, bütün hizmet süresi yeniden hesaplanacak; işçiye daha önce ödenen tutar, üstelik ödeme tarihinden fesih tarihine kadar işleyen yasal faiziyle birlikte mahsup edilecek.

Sonra aynı paraya Vergi İdaresi bakıyor ve başka bir sonuç ortaya çıkıyor: “Bu ücret sayılır ve gelir vergisine tabidir.” İşte hukukun tam ortasında duran soru budur: Yargıtay’ın avans dediği bir ödeme, vergi hukukunda hangi gerekçeyle ücret oluyor?

Kıdem tazminatı henüz doğmamış olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak “kıdem tazminatı değildir” demek, kendiliğinden “ücrettir” sonucunu doğurur mu? Ücretin karşılığı çalışmadır. Oysa burada yapılan ödeme, çalışmanın karşılığı olarak değil, gelecekte doğabilecek bir tazminat alacağına mahsuben yapılmaktadır.

Mesele yalnızca birkaç satırlık bir bordro hesabı değildir. Mesele; iş hukukunun, vergi hukukunun, yargı kararlarının ve vergilendirmede gerçek mahiyet ilkesinin aynı ekonomik olaya nasıl baktığıdır.

Bu yazıda tam da bu çelişkinin peşine düşeceğiz: Yargıtay neden “avans” diyor? GİB neden “ücret” diyor? Hangisi hukukun gerçek mahiyetine daha yakındır? Ve belki de en önemli soruyu soracağız: Hukuk, işçiye ödenen aynı paraya iki ayrı kimlik verebilir mi?

Giriş

Aynı para nasıl iki farklı hukuki kimliğe bürünür? Makle bu sorunun peşini kovalayınca aşağıdaki çalışma ortaya çıktı. Çalışma hayatında işçi ile işveren arasındaki ilişki bazen yalnızca ücretin ödenmesinden ibaret değildir. Uzun yıllar aynı işyerinde çalışan bir işçi, emeklilik, ekonomik sıkıntı, evlilik veya başka bir ihtiyaç nedeniyle henüz iş sözleşmesi sona ermeden işverenden kıdem tazminatına karşılık bir ödeme talep edebilmektedir.

İşte tam bu noktada hukuk ile vergi uygulaması arasında dikkat çekici bir ayrışma ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre, iş sözleşmesi devam ederken işçiye “kıdem tazminatı” adı altında yapılan ödeme, kıdem tazminatının kendisi değil, gelecekte doğabilecek kıdem tazminatına mahsuben yapılmış bir avanstır. İş sözleşmesi ileride sona erdiğinde, işçinin bütün hizmet süresi üzerinden kıdem tazminatı yeniden hesaplanır; daha önce ödenen tutar ise ödeme tarihinden fesih tarihine kadar işleyen yasal faiziyle birlikte mahsup edilir.[1]

Gelir İdaresi ise aynı ekonomik olayı farklı değerlendirmektedir. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 19.12.2022 tarihli özelgesinde, iş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatına mahsuben yapılan avans ödemelerinin ücret olarak kabul edilmesi ve gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.[2]

Böylece aynı ödeme için iki farklı hukuki nitelendirme ortaya çıkmaktadır:

İş hukukunda: kıdem tazminatı avansı.

Vergi hukukunda: ücret.

Asıl tartışılması gereken ise şudur: Bir ödemenin henüz kıdem tazminatı olarak doğmamış olması, onun otomatik olarak ücret olduğu anlamına gelir mi?

Bu makalenin temel sorusu budur.

I. İş Hukukunda Kıdem Tazminatının Doğumu

Kıdem tazminatının temel hukuki dayanağı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesiyle yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesidir.

1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanılabilecek sona erme halleri sayılmış; işçinin belirli şartlarda işveren tarafından işten çıkarılması, işçinin haklı nedenle feshi, askerlik, emeklilik şartlarının gerçekleşmesi, kadın işçinin evlenmesi ve işçinin ölümü gibi durumlarda kıdem tazminatının ödeneceği düzenlenmiştir.[3]

Buradan çıkan temel sonuç şudur, Kıdem tazminatı, iş sözleşmesi devam ederken kesinleşmiş bir alacak değildir.

İş sözleşmesi devam ettiği sürece işçinin hizmet süresi artmaya devam eder. Kıdem tazminatının nihai hesabı ise, hakkın doğduğu sona erme tarihi itibarıyla yapılır.Bu nedenle işverenin işçiye henüz iş sözleşmesi sona ermeden yaptığı ödeme, teknik anlamda “doğmuş kıdem tazminatının ödenmesi” değildir. Ancak bu tespit, ödemenin niteliğinin mutlaka ücret olduğu sonucunu doğurmaz.İşte Yargıtay'ın “avans” kavramı burada devreye girmektedir.

II. Yargıtay'ın Yerleşik Yaklaşımı, Bu Ödeme Kıdem Tazminatı Avansıdır

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20.05.2021 tarihli ve E.2021/2429, K.2021/9447 sayılı kararında konu açık biçimde ortaya konulmuştur.

Daireye göre, işçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde kabul edilmelidir.

Daha önemlisi Yargıtay, bunun yalnızca bir isimlendirme olmadığını; ödemenin gelecekte nasıl değerlendirileceğini de belirlemiştir.

İş sözleşmesi daha sonra sona erer ve işçi kıdem tazminatına hak kazanırsa:

  1. İşçinin aynı işverene bağlı bütün hizmet süreleri dikkate alınacak,
  2. Kıdem tazminatı fesih tarihindeki esaslara göre yeniden hesaplanacak,
  3. Önceden yapılan ödeme mahsup edilecek,
  4. Mahsup sırasında ödeme tarihinden fesih tarihine kadar işleyen yasal faiz de dikkate alınacaktır.[1]

Yargıtay'ın “kararlılık kazanmış uygulama” olarak ifade ettiği bu yaklaşım, sonraki bir kararında da aynen esas alınmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E.2022/6643, K.2022/8370 sayılı kararında, 2021/2429 E., 2021/9447 K. sayılı bozma kararına uyularak yapılan hesaplama ayrıca incelenmiş ve avansın faizinin de hesaba katılması gerektiği belirtilmiştir.[4]

Dolayısıyla burada tekil bir karar değil, süreklilik gösteren bir hukuki yaklaşım bulunmaktadır.

III. “Avans” Niteliğinin Unsurları Nelerdir?

Kıdem tazminatı avansını sıradan bir personel avansından ayırmak gerekir. Yargıtay içtihadından hareketle bu hukuki niteliğin başlıca unsurları şöyle sıralanabilir:

1. İş sözleşmesi devam etmelidir

En temel unsur budur. Ödeme yapıldığı tarihte iş sözleşmesi sona ermemiştir. Dolayısıyla o tarihte kesinleşmiş bir kıdem tazminatı alacağı bulunmamaktadır.

2. Ödeme gelecekteki kıdem tazminatına bağlı olmalıdır

Ödemenin ücret, prim veya ikramiye karşılığı olmaması gerekir. Ödemenin amacı, ileride doğabilecek kıdem tazminatından mahsup edilmek olmalıdır.

Bu nedenle ödemenin belgesinde ve taraflar arasındaki protokolde “kıdem tazminatına mahsuben avans” olduğunun açıkça belirtilmesi ispat bakımından önem taşır.

3. Ödeme iş sözleşmesini sona erdirmemelidir

İşveren “kıdemi ödedim, geçmiş dönem kapandı” diyemez. Çünkü ortada henüz fesih yoktur.

Dolayısıyla ödeme, geçmiş hizmet döneminin kesin tasfiyesi değil; gelecekteki kıdem tazminatı hesabına yönelik bir ön ödemedir.

4. Sonraki fesihte bütün hizmet süresi dikkate alınmalıdır

Yargıtay'ın avans nitelemesinin en önemli sonuçlarından biri budur. Örneğin işçi on yıl çalışmış ve beşinci yılında kıdem tazminatına mahsuben ödeme almışsa, onuncu yılda iş sözleşmesi kıdem tazminatına hak kazandıran bir nedenle sona erdiğinde yalnızca son beş yıl için hesaplama yapılmaz. Bütün hizmet süresi üzerinden kıdem tazminatı hesaplanır.

5. Ödenen avans faiz unsuru ile birlikte mahsup edilir

Yargıtay'ın en dikkat çekici yaklaşımı budur. Daha önce yapılan ödeme yalnızca nominal tutarıyla mahsup edilmez; ödeme tarihinden fesih tarihine kadar işleyen yasal faiz de hesaba katılır.[1]

Bu yaklaşım, ödemenin nihai kıdem tazminatı değil, gelecekteki kıdem tazminatına yönelik bir avans olduğunun hukuki sonuçlarından biridir.

6. İşçi kıdem tazminatına hak kazanırsa mahsup gerçekleşir

Avansın varlığı tek başına işçiye kesinleşmiş kıdem tazminatı hakkı sağlamaz. Nihai sonuç, iş sözleşmesinin nasıl sona erdiğine bağlıdır. İşçi kıdem tazminatına hak kazanırsa avans mahsup edilir.

7. “Avans” kelimesi tek başına yeterli değildir

Tarafların belge üzerinde “kıdem tazminatı avansı” yazmaları tek başına yeterli görülmemelidir. Gerçekten gelecekteki kıdem tazminatına mahsuben ödeme yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla banka dekontu, bordro, işveren kararı, taraflar arasındaki protokol, muhasebe kayıtları ve daha sonraki fesihte yapılan mahsup işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nokta, vergi incelemesi açısından özellikle önemlidir.

IV. Vergi Hukukunda Gelir İdaresi'nin Yaklaşımı

Gelir İdaresi'nin konuya ilişkin temel dayanağı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 25 ve 61. maddeleridir.

GVK'nın 25/7. maddesinde 1475 sayılı İş Kanunu'na göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının belirli şartlarla gelir vergisinden istisna olduğu düzenlenmiştir.

  1. maddede ise ücret; işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile para ile temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmış ve ödemenin “avans”, “tazminat”, “prim”, “ikramiye” veya başka bir ad altında yapılmasının mahiyetini değiştirmeyeceği belirtilmiştir.[2]
  2. madde ise hizmet erbabına yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılmasını öngörmektedir.

Gelir İdaresi'nin 19.12.2022 tarihli özelgesi tam olarak bu hükümler üzerinden hareket etmektedir.

Özelgede önce 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesine dayanılarak, kıdem tazminatı ödenebilmesi için iş sözleşmesinin feshedilmesi veya sona ermesi gerektiği belirtilmiştir.

Ardından şu sonuca ulaşılmıştır: İş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatına mahsuben avans olarak yapılan ödemeler ücret ödemesi kabul edilmeli ve gelir vergisine tabi tutulmalıdır.[2]

Bu görüşün hukuki mantığı açıktır: Henüz kıdem tazminatı doğmamıştır → GVK 25/7 istisnası uygulanamaz → ödeme ücret kabul edilir → GVK 61 ve 94 kapsamında stopaj yapılır.

Ancak tartışma tam da bu zincirin ikinci aşamasında başlamaktadır.

V. “Kıdem Tazminatı Değilse Ücrettir” Sonucu Zorunlu Mudur?

Vergi hukukunda gerçek mahiyet ilkesi son derece önemlidir. GVK 61, ödemenin adına değil mahiyetine bakılmasını gerektirir.

Fakat burada kritik soru şudur: Kıdem tazminatı niteliğinde olmayan her ödeme ücret midir? Cevap otomatik olarak “evet” olmamalıdır. Çünkü ücretin temel unsuru, çalışanın hizmet karşılığında elde ettiği ekonomik değerdir.

Oysa kıdem tazminatı avansında ödeme, mevcut dönemde yapılan çalışmanın karşılığı olarak değil, gelecekte doğabilecek bir kıdem tazminatı alacağına mahsuben yapılmaktadır.

Başka bir ifadeyle: Ücretin karşılığı çalışmadır.

Kıdem tazminatı avansının ekonomik sebebi ise gelecekte doğabilecek tazminat alacağıdır.Bu iki ekonomik ilişkinin birbirinden ayrılması gerekir.

İşte özelgeye yöneltilebilecek en güçlü eleştiri buradadır: “Ödeme henüz kıdem tazminatı değildir” tespitinden “öyleyse ücrettir” sonucuna geçmek için, ödemenin neden hizmet karşılığı olduğunun da açıklanması gerekir.

Bu açıklama yapılmadan yalnızca ödemenin henüz doğmuş kıdem tazminatı olmamasından hareketle ücret sonucuna ulaşılması, hukuki nitelendirme bakımından tartışmaya açıktır.

VI. Yargıtay İle Gib Arasındaki Fark Nerede?

Aslında iki kurumun başlangıç noktaları birbirine tamamen yabancı değildir. Her ikisi de iş sözleşmesi devam ederken yapılan ödemenin teknik anlamda doğmuş kıdem tazminatı olmadığını kabul etmektedir. Ayrışma bundan sonra başlamaktadır.

Yargıtay: “Kıdem tazminatı değildir; gelecekteki kıdem tazminatına mahsuben yapılmış bir avanstır” demektedir.

Gelir İdaresi ise:“Kıdem tazminatı değildir; ücret olarak vergilendirilmelidir” sonucuna ulaşmaktadır.

Buradaki sorun, aslında “kıdem tazminatı mı, değil mi?” sorusu değildir. Asıl sorun: Kıdem tazminatı değilse, hukuki ve ekonomik niteliği nedir? sorusudur.

Yargıtay bu soruya “avans” cevabını vermektedir. GİB ise “ücret” cevabını vermektedir.

VII. Özelgenin Güçlü Ve Tartışmalı Yönleri

Vergi hukuku açısından özelgenin güçlü tarafı, GVK 25/7'deki kıdem tazminatı istisnasının henüz doğmamış bir kıdem tazminatına uygulanamayacağı yönündeki tespittir. Gerçekten de istisna hükümleri kıdem tazminatına ilişkin olup, henüz kıdem tazminatı hakkının doğmadığı bir aşamada istisnanın doğrudan uygulanması hukuken kolay savunulabilir değildir.

Ancak tartışmalı alan, ödemenin ücret kabul edilmesidir. Çünkü GVK 61'de ücretin temel unsuru “hizmet karşılığı” olmasıdır. Kıdem tazminatı avansının ise hizmet karşılığı olmadığı ileri sürülebilir. Üstelik ödeme ileride kıdem tazminatından mahsup edilmektedir.

Daha da önemlisi, Yargıtay bu mahsup sırasında ödeme tarihinden fesih tarihine kadar faiz yürütmektedir. Bu durum, ödemenin ekonomik karakterinin ücret ödemesinden farklı olduğunu güçlü biçimde göstermektedir. Dolayısıyla vergi hukuku bakımından daha isabetli yaklaşımın, ödemenin gerçek mahiyetinin somut olay temelinde ayrıca araştırılması olduğu düşünülebilir.

VIII. İş Hukukunda İşçinin Korunması İlkesi

İş hukukunun temel özelliklerinden biri, ekonomik olarak daha güçlü durumda bulunan işveren karşısında işçinin korunmasıdır. Kıdem tazminatı da uzun süreli çalışmanın sonucunda işçiye sağlanan önemli bir güvence niteliğindedir.

Yargıtay'ın iş sözleşmesi devam ederken yapılan ödemeleri “avans” olarak kabul etmesinin önemli sonuçlarından biri de işçinin önceki hizmet sürelerinin korunmasıdır.

İşveren, işçiye beşinci yılında ödeme yapıp onuncu yılında: “Senin beş yıllık kıdemini zaten ödedim ” diyemez.

Bütün hizmet süresi dikkate alınır. Bu yaklaşım işçinin kıdem hakkının bölünmesini önlemektedir. Ayrıca daha önce ödenen tutarın faizinin de hesaba katılması, avansın gerçek niteliğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle iş hukuku açısından avansın özü şudur: Kıdem hakkını ortadan kaldırmayan, gelecekte doğacak kıdem tazminatına mahsup edilmek üzere yapılan ön ödeme.

IX. Muhasebe Ve Belgelendirme Boyutu

Vergisel uyuşmazlığın çözümünde muhasebe kayıtları da önem taşımaktadır. Gerçekten kıdem tazminatı avansı niteliğinde yapılan bir ödemenin, nihai kıdem tazminatı borcu kesinleşmeden doğrudan kıdem tazminatı gideri olarak kabul edilmesi yerine, işlemin niteliğine uygun biçimde izlenmesi gerekir.

Uygulamada 196 Personel Avansları hesabının kullanılması düşünülebilir. Ancak hesap seçimi, işletmenin muhasebe politikası ve somut olayın hukuki niteliğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Asıl önemli olan hesap numarasından önce ödemenin gerçek mahiyetinin belgelenmesidir.

Bu nedenle;

  • İşçinin talebi,
  • İşverenin ödeme kararı,
  • “kıdem tazminatına mahsuben avans” ibaresi,
  • Ödeme tarihi ve tutarı,
  • Banka dekontu,
  • Taraflar arasındaki yazılı protokol,
  • Daha sonra yapılan kıdem tazminatı hesabı,
  • Avansın anapara ve faizinin mahsup edildiğini gösteren hesaplama

dosyada bulunmalıdır.

Böylece ödeme ile gelecekte doğacak kıdem tazminatı arasında açık bir hukuki bağ kurulabilir.

X. Özelgeye Eleştirel Bakış: Vergide “Gerçek Mahiyet” Nereye Kadar?

Burada vergi hukukunun temel prensiplerinden biri yeniden karşımıza çıkmaktadır: Vergilendirmede işlemin adı değil gerçek mahiyeti önemlidir. Ancak gerçek mahiyet ilkesi yalnızca vergi idaresinin istediği sonuca ulaşmak için kullanılabilecek tek yönlü bir araç değildir.

Bir ödemenin bordroda “kıdem tazminatı avansı” olarak gösterilmesi tek başına onu kıdem tazminatı yapmayacağı gibi, iş sözleşmesi devam ederken yapılmış olması da tek başına onu ücret haline getirmemelidir.

Somut olayda;

  • Ödeme hizmet karşılığı mı?
  • Ücret artışı veya prim niteliğinde mi?
  • İşçinin geçmiş kıdemine mahsuben mi?
  • Gelecekteki kıdem tazminatına bağlı mı?
  • İş sözleşmesi devam ediyor mu?
  • Ödeme fesih tarihinde mahsup edilmiş mi?
  • Avans faizi hesaplanmış mı?

sorularının birlikte cevaplanması gerekir. İşte burada vergi incelemesinin yalnızca ödeme tarihine bakarak değil, ödemenin sonraki hukuki kaderini de dikkate alarak yapılması gerektiği ileri sürülebilir.

XI. Sonuç

 Aynı para için iki ayrı hukuk dil, ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır. Bir işçiye iş sözleşmesi devam ederken kıdem tazminatına mahsuben 500.000 TL ödendiğini düşünelim.

Yargıtay açısından bu ödeme: “Kıdem tazminatı avansı”dır. İşçi birkaç yıl sonra kıdem tazminatına hak kazanarak işten ayrıldığında, bütün hizmet süresi üzerinden hesaplanan kıdem tazminatından bu 500.000 TL ve buna ilişkin faiz mahsup edilir.

Gelir İdaresi açısından ise aynı 500.000 TL: “Ücret ödemesi”dir. Dolayısıyla ödeme tarihinde gelir vergisi stopajı yapılması gerekir.  İşte hukukun burada cevaplaması gereken temel soru şudur: Aynı ekonomik olay, aynı işçi, aynı işveren, aynı ödeme ve aynı hukuki ilişki söz konusu iken; iş hukukunda “kıdem tazminatı avansı” olarak kabul edilen bir ödemenin vergi hukukunda neden “hizmet karşılığı ücret” sayıldığı açıkça ortaya konulmalıdır.

Vergi idaresinin görüşü, kıdem tazminatı istisnasının henüz doğmamış bir alacağa uygulanamayacağı noktasında anlaşılabilir ve güçlü bir hukuki zemine sahiptir. Fakat bundan sonraki aşamada, “kıdem tazminatı değildir” ile “ücrettir” arasındaki hukuki köprünün kurulması gerekmektedir.

Çünkü vergi hukukunun temel sorusu yalnızca: “Bu kıdem tazminatı mıdır?” değil;“Bu ödemenin gerçek mahiyeti nedir?” sorusudur.

Yargıtay bu gerçek mahiyeti gelecekte doğacak kıdem tazminatına mahsuben verilmiş avans olarak kabul etmektedir.

Gelir İdaresi ise ücret olarak nitelendirmektedir.

Kanaatimizce, bu iki yaklaşım arasındaki farklılık, yalnızca teknik bir vergileme problemi değildir. Aynı zamanda hukuk dalları arasında aynı ekonomik olaya verilen anlamın farklılaşması problemidir.

Bu nedenle konu, yeni bir düzenlemeyle açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde çözülebilir: İş sözleşmesi devam ederken gerçekten kıdem tazminatına mahsuben yapılan, yazılı olarak belgelendirilen ve fesih tarihinde kıdem tazminatından mahsup edilen ödemelerin vergisel statüsü açıkça düzenlenmelidir.  Çünkü işçinin bugün aldığı para, eğer yarın kıdem tazminatından faizli olarak düşülecekse, bugün neden ücret olarak vergilendirildiği sorusu cevapsız bırakılmamalıdır.

Hukuk aynı paraya iki isim verebilir mi? Verebilir. Ama iki farklı hukuki sonuç doğuruyorsa, bunun gerekçesini de açıkça göstermek zorundadır.

Aksi halde mesele yalnızca bir vergi kesintisi meselesi olmaktan çıkar; hukuki güvenlik, vergide belirlilik ve aynı ekonomik olaya aynı hukuk düzeni içinde tutarlı yaklaşım meselesine dönüşür.

Dipnotlar:

[1] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.05.2021 T., E.2021/2429, K.2021/9447. Kararda, iş sözleşmesi feshedilmeden kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemelerin avans niteliğinde olduğu; fesih halinde tüm hizmet süresi üzerinden kıdem tazminatı hesaplanarak daha önce ödenen avansın yasal faiziyle birlikte mahsup edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

[2] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü, 19.12.2022 tarih ve 62030549-120[94-2020/94]-1500056 sayılı özelge, “İş akdi feshedilmeksizin kıdem tazminatına karşılık verilen avans ödemesinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı.” Özelgede GVK 25, 61, 94 ve 103. maddeleri ile 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi değerlendirilmiş ve iş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatına mahsuben yapılan ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

[3] 4857 sayılı İş Kanunu m.120 uyarınca 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesi yürürlükte bırakılmıştır. GİB'in konuya ilişkin özelgesinde de 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi aynen değerlendirilmiştir.

[4] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2022/6643, K.2022/8370. Kararda, 20.05.2021 tarihli E.2021/2429, K.2021/9447 sayılı bozma kararına uyularak kıdem tazminatı avansının faizinin de hesaplanması gerektiği değerlendirilmiştir.

[5] Yargıtay uygulamasında kıdem tazminatı avansının, iş sözleşmesi devam ederken yapılan ödeme olarak kabul edilmesi ve son fesihte bütün hizmet süresi üzerinden hesaplanan kıdem tazminatından faizli şekilde mahsup edilmesi yönündeki yaklaşım, 2024 tarihli Sicil dergisinde yayımlanan akademik/uygulamaya dönük çalışmada da ilgili kararlarla birlikte aktarılmıştır.

[6] 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.61'de ücretin hizmet karşılığı olduğu ve ödemenin “avans”, “tazminat”, “prim”, “ikramiye” veya başka adlar altında yapılmasının mahiyetini değiştirmeyeceği düzenlenmiştir. GİB özelgesi bu hükmü doğrudan vergisel değerlendirmesinin dayanaklarından biri olarak kullanmaktadır.