Kıdem Tazminatı Avansında Hukukun İki Farklı Yüzü
Önsöz
Aynı
para… Aynı işçi… Aynı işveren… Ama iki farklı hukuk!
İşçi
yıllarca çalışıyor. Henüz işten ayrılmamış. Ekonomik bir ihtiyacı nedeniyle
işvereninden, gelecekte hak edeceği kıdem tazminatına mahsuben bir ödeme
alıyor. Yargıtay bu ödemeye bakıyor ve diyor ki: “Bu kıdem tazminatı
değildir; avanstır.” İş sözleşmesi ileride kıdem tazminatına hak
kazandıracak şekilde sona ererse, bütün hizmet süresi yeniden hesaplanacak;
işçiye daha önce ödenen tutar, üstelik ödeme tarihinden fesih tarihine kadar
işleyen yasal faiziyle birlikte mahsup edilecek.
Sonra
aynı paraya Vergi İdaresi bakıyor ve başka bir sonuç ortaya çıkıyor: “Bu
ücret sayılır ve gelir vergisine tabidir.” İşte hukukun tam ortasında duran
soru budur: Yargıtay’ın avans dediği bir ödeme, vergi hukukunda hangi
gerekçeyle ücret oluyor?
Kıdem
tazminatı henüz doğmamış olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak “kıdem
tazminatı değildir” demek, kendiliğinden “ücrettir” sonucunu doğurur mu?
Ücretin karşılığı çalışmadır. Oysa burada yapılan ödeme, çalışmanın karşılığı
olarak değil, gelecekte doğabilecek bir tazminat alacağına mahsuben
yapılmaktadır.
Mesele
yalnızca birkaç satırlık bir bordro hesabı değildir. Mesele; iş hukukunun,
vergi hukukunun, yargı kararlarının ve vergilendirmede gerçek mahiyet ilkesinin
aynı ekonomik olaya nasıl baktığıdır.
Bu
yazıda tam da bu çelişkinin peşine düşeceğiz: Yargıtay neden “avans” diyor?
GİB neden “ücret” diyor? Hangisi hukukun gerçek mahiyetine daha yakındır? Ve
belki de en önemli soruyu soracağız: Hukuk, işçiye ödenen aynı paraya iki
ayrı kimlik verebilir mi?
Giriş
Aynı
para nasıl iki farklı hukuki kimliğe bürünür? Makle bu sorunun peşini
kovalayınca aşağıdaki çalışma ortaya çıktı. Çalışma hayatında işçi ile işveren
arasındaki ilişki bazen yalnızca ücretin ödenmesinden ibaret değildir. Uzun
yıllar aynı işyerinde çalışan bir işçi, emeklilik, ekonomik sıkıntı, evlilik
veya başka bir ihtiyaç nedeniyle henüz iş sözleşmesi sona ermeden işverenden
kıdem tazminatına karşılık bir ödeme talep edebilmektedir.
İşte
tam bu noktada hukuk ile vergi uygulaması arasında dikkat çekici bir ayrışma
ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay'ın
yerleşik yaklaşımına göre, iş sözleşmesi devam ederken işçiye “kıdem
tazminatı” adı altında yapılan ödeme, kıdem tazminatının kendisi değil,
gelecekte doğabilecek kıdem tazminatına mahsuben yapılmış bir avanstır. İş
sözleşmesi ileride sona erdiğinde, işçinin bütün hizmet süresi üzerinden kıdem
tazminatı yeniden hesaplanır; daha önce ödenen tutar ise ödeme tarihinden fesih
tarihine kadar işleyen yasal faiziyle birlikte mahsup edilir.[1]
Gelir
İdaresi ise aynı ekonomik olayı farklı değerlendirmektedir. İstanbul Vergi
Dairesi Başkanlığı'nın 19.12.2022 tarihli özelgesinde, iş sözleşmesi sona
ermeden kıdem tazminatına mahsuben yapılan avans ödemelerinin ücret olarak
kabul edilmesi ve gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerektiği
belirtilmiştir.[2]
Böylece
aynı ödeme için iki farklı hukuki nitelendirme ortaya çıkmaktadır:
İş
hukukunda: kıdem tazminatı avansı.
Vergi
hukukunda: ücret.
Asıl
tartışılması gereken ise şudur: Bir ödemenin henüz kıdem tazminatı olarak
doğmamış olması, onun otomatik olarak ücret olduğu anlamına gelir mi?
Bu
makalenin temel sorusu budur.
I.
İş Hukukunda Kıdem Tazminatının Doğumu
Kıdem
tazminatının temel hukuki dayanağı, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesiyle
yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesidir.
1475
sayılı Kanun'un 14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanılabilecek sona erme
halleri sayılmış; işçinin belirli şartlarda işveren tarafından işten
çıkarılması, işçinin haklı nedenle feshi, askerlik, emeklilik şartlarının
gerçekleşmesi, kadın işçinin evlenmesi ve işçinin ölümü gibi durumlarda kıdem
tazminatının ödeneceği düzenlenmiştir.[3]
Buradan
çıkan temel sonuç şudur, Kıdem tazminatı, iş sözleşmesi devam ederken
kesinleşmiş bir alacak değildir.
İş
sözleşmesi devam ettiği sürece işçinin hizmet süresi artmaya devam eder. Kıdem
tazminatının nihai hesabı ise, hakkın doğduğu sona erme tarihi itibarıyla
yapılır.Bu nedenle işverenin işçiye henüz iş sözleşmesi sona ermeden yaptığı
ödeme, teknik anlamda “doğmuş kıdem tazminatının ödenmesi” değildir. Ancak
bu tespit, ödemenin niteliğinin mutlaka ücret olduğu sonucunu doğurmaz.İşte
Yargıtay'ın “avans” kavramı burada devreye girmektedir.
II.
Yargıtay'ın Yerleşik Yaklaşımı, Bu Ödeme Kıdem Tazminatı Avansıdır
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinin 20.05.2021 tarihli ve E.2021/2429, K.2021/9447 sayılı
kararında konu açık biçimde ortaya konulmuştur.
Daireye
göre, işçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem
tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde kabul
edilmelidir.
Daha
önemlisi Yargıtay, bunun yalnızca bir isimlendirme olmadığını; ödemenin
gelecekte nasıl değerlendirileceğini de belirlemiştir.
İş
sözleşmesi daha sonra sona erer ve işçi kıdem tazminatına hak kazanırsa:
- İşçinin aynı işverene bağlı bütün
hizmet süreleri dikkate alınacak,
- Kıdem tazminatı fesih tarihindeki
esaslara göre yeniden hesaplanacak,
- Önceden yapılan ödeme mahsup edilecek,
- Mahsup sırasında ödeme tarihinden fesih
tarihine kadar işleyen yasal faiz de dikkate alınacaktır.[1]
Yargıtay'ın
“kararlılık kazanmış uygulama” olarak ifade ettiği bu yaklaşım, sonraki
bir kararında da aynen esas alınmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E.2022/6643,
K.2022/8370 sayılı kararında, 2021/2429 E., 2021/9447 K. sayılı bozma
kararına uyularak yapılan hesaplama ayrıca incelenmiş ve avansın faizinin de
hesaba katılması gerektiği belirtilmiştir.[4]
Dolayısıyla
burada tekil bir karar değil, süreklilik gösteren bir hukuki yaklaşım
bulunmaktadır.
III.
“Avans” Niteliğinin Unsurları Nelerdir?
Kıdem
tazminatı avansını sıradan bir personel avansından ayırmak gerekir. Yargıtay
içtihadından hareketle bu hukuki niteliğin başlıca unsurları şöyle
sıralanabilir:
1.
İş sözleşmesi devam etmelidir
En
temel unsur budur. Ödeme yapıldığı tarihte iş sözleşmesi sona ermemiştir.
Dolayısıyla o tarihte kesinleşmiş bir kıdem tazminatı alacağı bulunmamaktadır.
2.
Ödeme gelecekteki kıdem tazminatına bağlı olmalıdır
Ödemenin
ücret, prim veya ikramiye karşılığı olmaması gerekir. Ödemenin amacı, ileride
doğabilecek kıdem tazminatından mahsup edilmek olmalıdır.
Bu
nedenle ödemenin belgesinde ve taraflar arasındaki protokolde “kıdem
tazminatına mahsuben avans” olduğunun açıkça belirtilmesi ispat bakımından
önem taşır.
3.
Ödeme iş sözleşmesini sona erdirmemelidir
İşveren
“kıdemi ödedim, geçmiş dönem kapandı” diyemez. Çünkü ortada henüz
fesih yoktur.
Dolayısıyla
ödeme, geçmiş hizmet döneminin kesin tasfiyesi değil; gelecekteki kıdem
tazminatı hesabına yönelik bir ön ödemedir.
4.
Sonraki fesihte bütün hizmet süresi dikkate alınmalıdır
Yargıtay'ın
avans nitelemesinin en önemli sonuçlarından biri budur. Örneğin işçi on yıl
çalışmış ve beşinci yılında kıdem tazminatına mahsuben ödeme almışsa, onuncu
yılda iş sözleşmesi kıdem tazminatına hak kazandıran bir nedenle sona erdiğinde
yalnızca son beş yıl için hesaplama yapılmaz. Bütün hizmet süresi
üzerinden kıdem tazminatı hesaplanır.
5.
Ödenen avans faiz unsuru ile birlikte mahsup edilir
Yargıtay'ın
en dikkat çekici yaklaşımı budur. Daha önce yapılan ödeme yalnızca nominal
tutarıyla mahsup edilmez; ödeme tarihinden fesih tarihine kadar işleyen yasal
faiz de hesaba katılır.[1]
Bu
yaklaşım, ödemenin nihai kıdem tazminatı değil, gelecekteki kıdem tazminatına
yönelik bir avans olduğunun hukuki sonuçlarından biridir.
6.
İşçi kıdem tazminatına hak kazanırsa mahsup gerçekleşir
Avansın
varlığı tek başına işçiye kesinleşmiş kıdem tazminatı hakkı sağlamaz. Nihai
sonuç, iş sözleşmesinin nasıl sona erdiğine bağlıdır. İşçi kıdem tazminatına
hak kazanırsa avans mahsup edilir.
7.
“Avans” kelimesi tek başına yeterli değildir
Tarafların
belge üzerinde “kıdem tazminatı avansı” yazmaları tek başına yeterli
görülmemelidir. Gerçekten gelecekteki kıdem tazminatına mahsuben ödeme yapılmış
olması gerekir. Dolayısıyla banka dekontu, bordro, işveren kararı, taraflar
arasındaki protokol, muhasebe kayıtları ve daha sonraki fesihte yapılan mahsup
işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.
Bu
nokta, vergi incelemesi açısından özellikle önemlidir.
IV.
Vergi Hukukunda Gelir İdaresi'nin Yaklaşımı
Gelir
İdaresi'nin konuya ilişkin temel dayanağı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun
25 ve 61. maddeleridir.
GVK'nın
25/7. maddesinde 1475 sayılı İş Kanunu'na göre ödenmesi gereken kıdem
tazminatlarının belirli şartlarla gelir vergisinden istisna olduğu
düzenlenmiştir.
- maddede ise ücret; işverene tabi ve
belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen
para ve ayınlar ile para ile temsil edilebilen menfaatler olarak
tanımlanmış ve ödemenin “avans”, “tazminat”, “prim”, “ikramiye”
veya başka bir ad altında yapılmasının mahiyetini değiştirmeyeceği
belirtilmiştir.[2]
- madde ise hizmet erbabına yapılan ücret
ve ücret sayılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılmasını öngörmektedir.
Gelir
İdaresi'nin 19.12.2022 tarihli özelgesi tam olarak bu hükümler üzerinden
hareket etmektedir.
Özelgede
önce 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesine dayanılarak, kıdem tazminatı
ödenebilmesi için iş sözleşmesinin feshedilmesi veya sona ermesi gerektiği
belirtilmiştir.
Ardından
şu sonuca ulaşılmıştır: İş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatına
mahsuben avans olarak yapılan ödemeler ücret ödemesi kabul edilmeli ve gelir
vergisine tabi tutulmalıdır.[2]
Bu
görüşün hukuki mantığı açıktır: Henüz kıdem tazminatı doğmamıştır → GVK 25/7
istisnası uygulanamaz → ödeme ücret kabul edilir → GVK 61 ve 94 kapsamında
stopaj yapılır.
Ancak
tartışma tam da bu zincirin ikinci aşamasında başlamaktadır.
V. “Kıdem
Tazminatı Değilse Ücrettir” Sonucu Zorunlu Mudur?
Vergi
hukukunda gerçek mahiyet ilkesi son derece önemlidir. GVK 61, ödemenin adına
değil mahiyetine bakılmasını gerektirir.
Fakat
burada kritik soru şudur: Kıdem tazminatı niteliğinde olmayan her ödeme
ücret midir? Cevap otomatik olarak “evet” olmamalıdır. Çünkü ücretin temel
unsuru, çalışanın hizmet karşılığında elde ettiği ekonomik değerdir.
Oysa
kıdem tazminatı avansında ödeme, mevcut dönemde yapılan çalışmanın karşılığı
olarak değil, gelecekte doğabilecek bir kıdem tazminatı alacağına mahsuben
yapılmaktadır.
Başka
bir ifadeyle: Ücretin karşılığı çalışmadır.
Kıdem
tazminatı avansının ekonomik sebebi ise gelecekte doğabilecek tazminat
alacağıdır.Bu iki ekonomik ilişkinin birbirinden
ayrılması gerekir.
İşte
özelgeye yöneltilebilecek en güçlü eleştiri buradadır: “Ödeme henüz kıdem
tazminatı değildir” tespitinden “öyleyse ücrettir” sonucuna geçmek için,
ödemenin neden hizmet karşılığı olduğunun da açıklanması gerekir.
Bu
açıklama yapılmadan yalnızca ödemenin henüz doğmuş kıdem tazminatı olmamasından
hareketle ücret sonucuna ulaşılması, hukuki nitelendirme bakımından tartışmaya
açıktır.
VI.
Yargıtay İle Gib Arasındaki Fark Nerede?
Aslında
iki kurumun başlangıç noktaları birbirine tamamen yabancı değildir. Her ikisi
de iş sözleşmesi devam ederken yapılan ödemenin teknik anlamda doğmuş kıdem
tazminatı olmadığını kabul etmektedir. Ayrışma bundan sonra başlamaktadır.
Yargıtay:
“Kıdem tazminatı değildir; gelecekteki kıdem tazminatına mahsuben yapılmış
bir avanstır” demektedir.
Gelir
İdaresi ise:“Kıdem tazminatı değildir; ücret olarak vergilendirilmelidir” sonucuna
ulaşmaktadır.
Buradaki
sorun, aslında “kıdem tazminatı mı, değil mi?” sorusu değildir. Asıl sorun: Kıdem
tazminatı değilse, hukuki ve ekonomik niteliği nedir? sorusudur.
Yargıtay
bu soruya “avans” cevabını vermektedir. GİB ise “ücret” cevabını
vermektedir.
VII.
Özelgenin Güçlü Ve Tartışmalı Yönleri
Vergi
hukuku açısından özelgenin güçlü tarafı, GVK 25/7'deki kıdem tazminatı
istisnasının henüz doğmamış bir kıdem tazminatına uygulanamayacağı yönündeki
tespittir. Gerçekten de istisna hükümleri kıdem tazminatına ilişkin olup, henüz
kıdem tazminatı hakkının doğmadığı bir aşamada istisnanın doğrudan uygulanması
hukuken kolay savunulabilir değildir.
Ancak
tartışmalı alan, ödemenin ücret kabul edilmesidir. Çünkü GVK 61'de
ücretin temel unsuru “hizmet karşılığı” olmasıdır. Kıdem tazminatı
avansının ise hizmet karşılığı olmadığı ileri sürülebilir. Üstelik ödeme
ileride kıdem tazminatından mahsup edilmektedir.
Daha
da önemlisi, Yargıtay bu mahsup sırasında ödeme tarihinden fesih tarihine kadar
faiz yürütmektedir. Bu durum, ödemenin ekonomik karakterinin ücret ödemesinden
farklı olduğunu güçlü biçimde göstermektedir. Dolayısıyla vergi hukuku
bakımından daha isabetli yaklaşımın, ödemenin gerçek mahiyetinin somut olay
temelinde ayrıca araştırılması olduğu düşünülebilir.
VIII.
İş Hukukunda İşçinin Korunması İlkesi
İş
hukukunun temel özelliklerinden biri, ekonomik olarak daha güçlü durumda
bulunan işveren karşısında işçinin korunmasıdır. Kıdem tazminatı da uzun süreli
çalışmanın sonucunda işçiye sağlanan önemli bir güvence niteliğindedir.
Yargıtay'ın
iş sözleşmesi devam ederken yapılan ödemeleri “avans” olarak kabul
etmesinin önemli sonuçlarından biri de işçinin önceki hizmet sürelerinin
korunmasıdır.
İşveren,
işçiye beşinci yılında ödeme yapıp onuncu yılında: “Senin beş yıllık
kıdemini zaten ödedim ” diyemez.
Bütün
hizmet süresi dikkate alınır. Bu yaklaşım işçinin kıdem hakkının bölünmesini
önlemektedir. Ayrıca daha önce ödenen tutarın faizinin de hesaba katılması,
avansın gerçek niteliğini ortaya koymaktadır.
Bu
nedenle iş hukuku açısından avansın özü şudur: Kıdem hakkını ortadan
kaldırmayan, gelecekte doğacak kıdem tazminatına mahsup edilmek üzere yapılan
ön ödeme.
IX.
Muhasebe Ve Belgelendirme Boyutu
Vergisel
uyuşmazlığın çözümünde muhasebe kayıtları da önem taşımaktadır. Gerçekten kıdem
tazminatı avansı niteliğinde yapılan bir ödemenin, nihai kıdem tazminatı borcu
kesinleşmeden doğrudan kıdem tazminatı gideri olarak kabul edilmesi yerine,
işlemin niteliğine uygun biçimde izlenmesi gerekir.
Uygulamada
196 Personel Avansları hesabının kullanılması düşünülebilir. Ancak hesap
seçimi, işletmenin muhasebe politikası ve somut olayın hukuki niteliğiyle
birlikte değerlendirilmelidir. Asıl önemli olan hesap numarasından önce ödemenin
gerçek mahiyetinin belgelenmesidir.
Bu
nedenle;
- İşçinin talebi,
- İşverenin ödeme kararı,
- “kıdem tazminatına mahsuben avans”
ibaresi,
- Ödeme tarihi ve tutarı,
- Banka dekontu,
- Taraflar arasındaki yazılı protokol,
- Daha sonra yapılan kıdem tazminatı
hesabı,
- Avansın anapara ve faizinin mahsup
edildiğini gösteren hesaplama
dosyada
bulunmalıdır.
Böylece
ödeme ile gelecekte doğacak kıdem tazminatı arasında açık bir hukuki bağ
kurulabilir.
X.
Özelgeye Eleştirel Bakış: Vergide “Gerçek Mahiyet” Nereye Kadar?
Burada
vergi hukukunun temel prensiplerinden biri yeniden karşımıza çıkmaktadır: Vergilendirmede
işlemin adı değil gerçek mahiyeti önemlidir. Ancak gerçek mahiyet ilkesi
yalnızca vergi idaresinin istediği sonuca ulaşmak için kullanılabilecek tek
yönlü bir araç değildir.
Bir
ödemenin bordroda “kıdem tazminatı avansı” olarak gösterilmesi tek başına onu
kıdem tazminatı yapmayacağı gibi, iş sözleşmesi devam ederken yapılmış olması
da tek başına onu ücret haline getirmemelidir.
Somut
olayda;
- Ödeme hizmet karşılığı mı?
- Ücret artışı veya prim niteliğinde mi?
- İşçinin geçmiş kıdemine mahsuben mi?
- Gelecekteki kıdem tazminatına bağlı mı?
- İş sözleşmesi devam ediyor mu?
- Ödeme fesih tarihinde mahsup edilmiş
mi?
- Avans faizi hesaplanmış mı?
sorularının
birlikte cevaplanması gerekir. İşte burada vergi incelemesinin yalnızca ödeme
tarihine bakarak değil, ödemenin sonraki hukuki kaderini de dikkate alarak
yapılması gerektiği ileri sürülebilir.
XI.
Sonuç
Aynı para için iki ayrı hukuk dil, ortaya
çıkan tablo oldukça çarpıcıdır. Bir işçiye iş sözleşmesi devam ederken kıdem
tazminatına mahsuben 500.000 TL ödendiğini düşünelim.
Yargıtay
açısından bu ödeme: “Kıdem tazminatı avansı”dır. İşçi birkaç yıl sonra
kıdem tazminatına hak kazanarak işten ayrıldığında, bütün hizmet süresi
üzerinden hesaplanan kıdem tazminatından bu 500.000 TL ve buna ilişkin faiz
mahsup edilir.
Gelir
İdaresi açısından ise aynı 500.000 TL: “Ücret ödemesi”dir. Dolayısıyla
ödeme tarihinde gelir vergisi stopajı yapılması gerekir. İşte hukukun burada cevaplaması gereken temel
soru şudur: Aynı ekonomik olay, aynı işçi, aynı işveren, aynı ödeme ve
aynı hukuki ilişki söz konusu iken; iş hukukunda “kıdem tazminatı avansı”
olarak kabul edilen bir ödemenin vergi hukukunda neden “hizmet karşılığı ücret”
sayıldığı açıkça ortaya konulmalıdır.
Vergi
idaresinin görüşü, kıdem tazminatı istisnasının henüz doğmamış bir alacağa
uygulanamayacağı noktasında anlaşılabilir ve güçlü bir hukuki zemine sahiptir. Fakat
bundan sonraki aşamada, “kıdem tazminatı değildir” ile “ücrettir” arasındaki
hukuki köprünün kurulması gerekmektedir.
Çünkü
vergi hukukunun temel sorusu yalnızca: “Bu kıdem tazminatı mıdır?” değil;“Bu
ödemenin gerçek mahiyeti nedir?” sorusudur.
Yargıtay
bu gerçek mahiyeti gelecekte doğacak kıdem tazminatına mahsuben verilmiş
avans olarak kabul etmektedir.
Gelir
İdaresi ise ücret olarak nitelendirmektedir.
Kanaatimizce,
bu iki yaklaşım arasındaki farklılık, yalnızca teknik bir vergileme problemi
değildir. Aynı zamanda hukuk dalları arasında aynı ekonomik olaya verilen
anlamın farklılaşması problemidir.
Bu
nedenle konu, yeni bir düzenlemeyle açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde
çözülebilir: İş sözleşmesi devam ederken gerçekten kıdem tazminatına
mahsuben yapılan, yazılı olarak belgelendirilen ve fesih tarihinde kıdem
tazminatından mahsup edilen ödemelerin vergisel statüsü açıkça düzenlenmelidir. Çünkü işçinin bugün aldığı para, eğer
yarın kıdem tazminatından faizli olarak düşülecekse, bugün neden ücret olarak
vergilendirildiği sorusu cevapsız bırakılmamalıdır.
Hukuk
aynı paraya iki isim verebilir mi? Verebilir. Ama iki farklı
hukuki sonuç doğuruyorsa, bunun gerekçesini de açıkça göstermek zorundadır.
Aksi
halde mesele yalnızca bir vergi kesintisi meselesi olmaktan çıkar; hukuki
güvenlik, vergide belirlilik ve aynı ekonomik olaya aynı hukuk düzeni içinde
tutarlı yaklaşım meselesine dönüşür.
Dipnotlar:
[1]
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.05.2021 T., E.2021/2429, K.2021/9447. Kararda, iş
sözleşmesi feshedilmeden kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemelerin avans
niteliğinde olduğu; fesih halinde tüm hizmet süresi üzerinden kıdem tazminatı
hesaplanarak daha önce ödenen avansın yasal faiziyle birlikte mahsup edilmesi
gerektiği belirtilmiştir.
[2]
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri
Grup Müdürlüğü, 19.12.2022 tarih ve 62030549-120[94-2020/94]-1500056
sayılı özelge, “İş akdi feshedilmeksizin kıdem tazminatına karşılık verilen
avans ödemesinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı.” Özelgede GVK
25, 61, 94 ve 103. maddeleri ile 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi
değerlendirilmiş ve iş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatına mahsuben
yapılan ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi gerektiği sonucuna
ulaşılmıştır.
[3]
4857 sayılı İş Kanunu m.120 uyarınca 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem
tazminatını düzenleyen 14. maddesi yürürlükte bırakılmıştır. GİB'in konuya
ilişkin özelgesinde de 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi aynen
değerlendirilmiştir.
[4]
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2022/6643, K.2022/8370. Kararda, 20.05.2021
tarihli E.2021/2429, K.2021/9447 sayılı bozma kararına uyularak kıdem tazminatı
avansının faizinin de hesaplanması gerektiği değerlendirilmiştir.
[5]
Yargıtay uygulamasında kıdem tazminatı avansının, iş sözleşmesi devam ederken
yapılan ödeme olarak kabul edilmesi ve son fesihte bütün hizmet süresi
üzerinden hesaplanan kıdem tazminatından faizli şekilde mahsup edilmesi
yönündeki yaklaşım, 2024 tarihli Sicil dergisinde yayımlanan
akademik/uygulamaya dönük çalışmada da ilgili kararlarla birlikte
aktarılmıştır.
[6]
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.61'de ücretin hizmet karşılığı olduğu ve
ödemenin “avans”, “tazminat”, “prim”, “ikramiye” veya başka adlar altında
yapılmasının mahiyetini değiştirmeyeceği düzenlenmiştir. GİB özelgesi bu hükmü
doğrudan vergisel değerlendirmesinin dayanaklarından biri olarak
kullanmaktadır.
Yorumlar (0)